5 Mart 2010 Cuma

bir şeylere sadece uzakken sevebilmek onları. uzaklığın verdiği gösteriş, gizem, büyü… içine dahil oldukça değişen, değiştikçe büyüsü bozulan bir şeyler. uzaktan izlenmeye katlanılamayacak kadar güzeller. içinde olmaya özlem duyduğun bir dünya gibi. görüyorsun, varlığından haberdar oluyorsun ama yanına yaklaştıkça çirkinleştiriyorsun onu. o ise hep aynı aslında. ya da özlemine sahip olduğu bir şeyin ona yaklaşmasıyla o da çirkinleştiriyor seni. özleyecek bir şeyimiz kalmayacak diye korkularımız var belli ki. çirkin gösterme pahasına vazgeçemediğimiz bir şeyler var derinlerde. hayaller… ulaşılamazdan daha fazlası değiller kesinlikle. ve biz hayallerimizden kaçtığımız zaman ölümü düşlüyoruz. kuracak tek bir hayal bulamadığımız an. hayalimizin içine birisini katamadığımız zaman. hep biliyoruz ki onlar gerçekleşmeyecek şeyler. niçin böyle bir ihtiyaç duyuyoruz peki? kılıksız bir kılıf kolumuzun altında hazır, bekliyor. gerçekleşmesine ramak kalmış hayallerin üzerini kaplıyor. o kılıksız haliyle, uzaktan hiç de fena gözükmüyor. hayallere toz kondurmamak için belki. işte uzaklığın da insana verdiği şey, hayaller gibi. mesafe daraldıkça bizim kılıf da daha kötü görünmeye başlıyor; yırtıkları çıkıyor meydana, renk bozuklukları belli olmaya başlıyor. en başından beri kusursuz görünen bir kılıfı düşlüyoruz oysa. kişinin önemi, sadece mesafe belirlemekte anlam kazanıyor. bir kılıfın nesi sevilebilir ki? hem de kusursuz olmayan bir kılıfın?

böyle zamanlarda ne yapmam gerektiğini bilemiyorum. yalnız mı kalmalıyım? mesafeyi mi korumalıyım? kusurlu kılıfları sevmeyi mi öğrenmeliyim? sanırım en iyi fikir sonuncusu. ancak o zaman hayallerim… hayallerimi de sevmeyeceğimi bilirim. ve biz hayallerimizden kaçtığımız zaman ölümü düşlüyoruz.

1 yorum:

  1. hayaller iyidir.
    gerçekleştirmesini bırak, kurması bile iş haline gelmeye başlıyor, yoruyor bir zaman sonra, o var sadece.

    YanıtlaSil