aklım karışıyor. aklım zaten her şeye otomatikman karışıyor ama bu sefer farklı.
şüphe. bilinmeyen her detayda gizli.
korku. alışılmışın dışına çıkamamak en büyük korku. milyonlarca farklılık içerirken aynı sonlara doğru yol alması hayatın. alıştık. sanki çok gücümüz varmışçasına farklı sonlar istemek artık. nasıl bir istekse, bir 'son' bile istememek hatta. öylesine alıştık. öylesine korkuyoruz. öylesine...
sevgi ölesiye masum yine de. ellerimden taşıyor. taşıyor, yer gök sevgi oluyor da ellerimdekiler tükenmiyor.
özlemek. türkçe'nin bir hatası kabul ediyorum bu fiili. özlemek asla tek taraflı olmamalı bence, özleşmek olsun onun adı. kendi kendime konuştuğum gibi kendi kendime de özleşirim yeri geldiğinde. yeter ki tek taraflı bir eylem gibi hissettirmesin kendini.
kalbim de karışıyor neticede. kalbim zaten bu işin sorumlusu, en yetkili kişisi; karışmazsa olmaz ama şimdi o da farklı karışıyor sanki.
ne düşüneceğimi, ne hissedeceğimi bilmiyorum. aslında sorun bu bilinmezlik değil. aynı anda birbiriyle çakışan, zıt yöne giden düşüncelerin ve hislerin arasında kesişim noktası olmak sorun olan. bu hislerin-düşüncelerin hangilerine kucak açmam gerektiği belirsizliği sorun olan. alışılmış yolları yürümekten sıkıldığıma cazip geliyor kalbimden geçen bazı hisler. sanki önümde üç dolu bardak var, ikisi su birisi asit dolu. gidip asit dolu olanı dökmek gibi ellerime. kucaklarsam bu hisleri canım acıyacak yani. ve bir şekilde -muhtemelen zamanla- aynı sonlara doğru yol alacak. canım acıdığıyla kalacak. o kadar çok acı var ki hangisine bağışıklık geliştireceğini şaşırmış canım, bir de bunun için acıyacak. hak edilmiş olsa problem etmeyeceğimi bilirsin. öyle bir şey ki işte, hak edilecek olsa zaten canım acımayacak. her bardak su dolu olmayacak belki yine de ama ellerime asit dökmekten kaçamayacağımı bilmek bana ilaç olacak.
güvenmekte zorlanacağımı çok iyi biliyordum, bu yüzden sıkıntı değil. kafamdan üç-beş roman çıkacak kadar kuruntu yapacağımı da biliyordum, severim çünkü senaryoları, bu da sıkıntı değil. ama önüne geçememek kalbimin... verilecek sevgiye bir terazi bulamamak o anda... ekonomistler bu işe bir el atsaydı dünyanın en değersiz şeylerinden biri de sevgim olurdu herhalde. yer gök sevgi oluyor diyorum, ellerim kaynak gibi. dünyanın en güzel doğa olayı bana kalırsa. ben önüne geçemezken kalbimin, önüne duvarlar örmek bu sevginin... en güzel doğa olayına en güzel tedbirleri almak...
diyecek bir şey bulamıyorum.
24 Eylül 2017 Pazar
5 Ağustos 2017 Cumartesi
bir lanet gibiyim bazen. mahvediyorum. dokunduğum insanı lanetliyorum. öyle rastgele dokunmaktan bir şey olmuyor. ruhumu parmak uçlarıma çağırdığımda, ben öyle sandığımda, lanetliyorum. ruhum yerli yerindeyken... lanetli gibiyim. en çok kendime dokunuyorum çünkü. bir başkasına gösterdiğim hassasiyeti kendime gösteremiyorum çünkü, dokunmaktan öteye gidiyorum. tam bu duruma alıştığım sıra karşımda dokunmam için can atan bir ruh görüyorum. dokunursam mahvolacağını unutuyorum. unutmak istiyorum ve unutuyorum. unutmalar hatırlamak için.
12 Şubat 2017 Pazar
naruto'nun kadıköy'de yaşadığını biliyor muydunuz? kadıköy'ün adalardan oluştuğunu? haydarpaşa garı'nın geçmişte koca bir yüzme havuzu olduğunu? hinata'nın bütün bunları bozduğunu, lanetli olduğunu? bilemezsiniz. rüyalarım bazen çok inandırıcı oluyor, hepinizi ikna edebilirim kadıköy'ün geçmişi konusunda. kanıtlarım da var! boynumdaki fotoğraf makinesine bakar her şey. en sevdiğim pozdan başlamak isterim. şimdi siz bilmezsiniz, bu haydarpaşa önceden öyle güzel bir yermiş ki... raylar falan döşenmemiş henüz ama mimari almış başını yürümüş. taş bir bina, 7 katlı, L olarak dikiliyor orada. L'nin arasına sığınmış koca bir havuz, bugünkü istasyonun olduğu yerde. öyle mavi fayanslar falan da yok henüz anladığım kadarıyla, havuz da taştan ve haliyle yeşilimsi görünüyor. taş deyip geçme, üşenmemiş işlemiş adamlar. havuzun bir yanı deniz, tahmin edebileceğin üzere vapur mapur da yok daha. öyle sakin, öyle dingin... ömürlük huzur var bildiğin. havuzun kenarına yaklaştım, suya yansıyan taş bina gerçeğinden daha güzel. suya girmem gerektiğini, bu fırsatı bir daha bulamayacağımı söylediler. öyle güzel ki kıyamıyorsun dalgalarınla bozmaya. fırsat dediler, kaçıramam, girdim. taş binaya yüzümü döndüğüm an... işte bu kare tam o andan. güneşin pencerede oluşturduğu spektrum. mavi-yeşil ağırlıklı görmeye alıştığım için belki de, kırmızı-mor ağırlıklı olması beni cezbeden. suyun verdiği hazzı yansıtmıyorsa da en sevdiğim kare bu oldu. insanları bekletmeyeyim, çıkayım sudan derken başladılar anlatmaya. her hokage için bir ada varmış o zamanlar, video gibi geldi geçti adalar gözümün önünden. önemli olan, naruto ve hinata'nın tanıştığı adaymış. bugün denize gömülmüş olsalar da ilk olarak bu adanın yükseltisi çarpacakmış gözümüze. ilerleyen zamanlarda sular çekilecekmiş marmara'dan, feci bir kuraklık gelecekmiş. işte o zaman bu adalar birer tepe olarak dikileceklermiş aynı yerde. gerisine çok girmeyeyim de saçmalık demeyin. sanırsın kişimoto'yla aynı tastan su içtim. yeni bir naruto serisi çıkar şu rüyadan. yalnız bu fotoğraf makinesi hep rüyada kalıyor, ona sinir oluyorum. rüyadan rüyaya geçebiliyor ama bir gün de uyandığımda yanı başımda olsa ne var. içinde satürn'den pozlar bile olması lazım o makinenin. sevgili nasa, sayın esa, he, satürn'den. bildiğin satürn'ün yüzeyinden. yapın bi kolaylık be.
20 Ocak 2017 Cuma
sessizliğim... haliyle sakin görünüşüm. ne kadar da dert oluyor insanlara biliyor musun. bilirsin bilirsin, sen de sorgulamışsındır herkes kadar. yıllardır görüyorum ki insan sessizliğiyle bile yargılanıyor. kimi ruhsuz ilan eder kimi önemsiz. silik bir karakter oluşturduğumu biliyorum ve ben böyle rahatım, böyle mutluyum, böyle iyi hissediyorum. ancak kendim gibi biri için önemli olabilirim ki böyle olmasını da istiyorum. bu beni bir uzaylıya çeviriyor bazen. hissel olarak en azından. o kadar konuşuyorlar ki... bir saat öncesini hatırlamayacak kadar çok konuşuyorlar. alışılmış, kaydetmeye bile değer görmüyorlar. değerli şeyler konuşsalar bile. onlarca kez aynı şeyi konuşuyorlar bu sebeple çoğu zaman. yine de kim sessizse o silik duruyor. bir fikri yok sanılıyor. "bilmez o" deniliyor. bence konuşmak dünyanın en gereksiz işlerinden. çünkü sadece konuşmakla bitmiyor. anlatabilmek önemli. anlayan birisine denk gelebilmek önemli. karşı tarafın anlaması ve hisleri önemli. görüyorum ki çoğu insan için konuşmak daha önemli. ifade etmiyorlar çünkü, yaptıkları sadece aktarım. anlatamamış, anlaşılamamış, hissedilememiş, pek de umru değil kimsenin. dinlemek de buna keza. koca bir gürültüden başka bir anlam ifade etmiyor benim için. hisselleşmiş konuşmaları ayrı tutuyorum. bahsettiğim günlük sıradan muhabbetler. olmasa hiçbir kaybımız olmaz. olmasa belki herkese biraz biraz yaratıcılık katar bu durum. bazen ayak uydurmak zorunda kalıyorum. fikrimin hiçbir önemi olmamasına rağmen -genelde yapılırken değil, olup bittikten sonra sorarlar çünkü- nasıl bulduğumu öğrenmek istiyorlar. ben zaten biliyorum, fikirlerim bu kadar önemli olamaz, ne sizin için ne dünya için. belki sadece kendim için ki kendim için bile o kadar önemli değiller. kararlar ya da. kararsız görünürüm. kararsızım da sanırım. ama bu benim için büyük bir problem değil. önemsemediğim için kararsızım çünkü. eğer bir karar aldıysam, alternatifleri değerlendirdiğimde ne sonuçla karşılaşacağımı bilmediğim için kararlarım bile o kadar önemli değil kendim için. sadece bazen güçlü hissetmemi sağlıyor, hepsi bu. özetle benim için önemi olmayan şeyler başkaları için önemli gözüktürülmeye çalışılıyor. önemli olduğu için değil, kendileri öyle yaptığı için. kendilerine benzetemedikleri için. önemli olmayan her şeyi geçiştiriyorum, bildiğin gibi. sessizliğimle, az konuşmamla, gülümsememle. heyecanım meclisten dışarı.
özgür bırakırsan konuşabilirim. henüz konuşmadan bir mahkemeye misafir edilmek hiç hoş değil çünkü. yargı organı birtakım insanların kafatasına saplanmış ve orada da evrimleşmiş, bu sorunu ben çözemem. anlarsan biraz daha konuşabilirim. aynı frekanstan karşılık bulursam konuşmamı sürdürebilirim. aynı frekans olmasına rağmen farklı banttan söze girersen çenemi, kulaklarımı ve ağzımı kapatamayabilirim. sadece o zaman önemli olur çünkü. hafızamın benden isteği.
özgür bırakırsan konuşabilirim. henüz konuşmadan bir mahkemeye misafir edilmek hiç hoş değil çünkü. yargı organı birtakım insanların kafatasına saplanmış ve orada da evrimleşmiş, bu sorunu ben çözemem. anlarsan biraz daha konuşabilirim. aynı frekanstan karşılık bulursam konuşmamı sürdürebilirim. aynı frekans olmasına rağmen farklı banttan söze girersen çenemi, kulaklarımı ve ağzımı kapatamayabilirim. sadece o zaman önemli olur çünkü. hafızamın benden isteği.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)