3 Kasım 2016 Perşembe

akşamları evde olmayan apartman sakini gibi hissediyorum kendimi. apartmandakilerin pek umru değil. dışarıdan bakınca bi benim dairenin ışıkları kapalı. hoş, bunu fark edenlere de tanıdık değilim. varım da yokum da. elektrikler kesikti örtmenim!

"tütün içmek öldürür" yaşamak öldürmüyor sanki. yaşamda bir ölüm gerçekleşene kadar ne ölümler yaşanıyor be. hepimiz bile bile sarılıyoruz yine. katılıyoruz döngüye. katılmasan olmuyor çünkü. her ne kadar katılınca olmuyorsa da katılmayınca da olmuyor işte. kimse yaşamaktan ölmüyor zira.

çıkagelen insanlar. evrenin sunumda zaman ayarı çok sıkıntılı. sen daha menüye bakınırken tatlıyı sunuyor önüne. ama sen illa çorbayla başlayacağın için fark edemiyorsun durumu. neyse çorba, salata, ara sıcak derken tatlı orada ekşimeye başlıyor. ama hiç çaktırmadan. sıra tatlıya geliyor, "efendim tatlımız kalmadı" diyivermesin mi. ee diyorsun, baştan getirdiğin tatlı noldu? bozulmuş, ama istersek yine de getirebilirmiş. insanın görüp de tadamadığı her ne olursa, kalmaz mı aklında? aradan seneler geçmiş, çıkagelmiş. hoş da gelmiş aslında ama benim daha çorbaya ihtiyacım vardı. tatlım hakkında henüz hiçbir şey düşünmemiştim ben. geri çevirsem olacakları biliyorum. oturup yesem, sırası değil. düzene aşık olduğumdan değil, bazen gerçekten hiç sırası değil. önümde bi tabak tatlı. çorbamı düşünemez oluyorum. tatlıyı yiyemiyorum. seyrediyorum sadece. birkaç güne kaşığı kemirmeye başlayabilirim. affet yine de, severim seni.

odamda tavana çakılı bir vida var. senelerdir var. zamanında kim ne asmış buraya, hep merak ederim. 99 depreminden sonra bir rüzgar çanı asmıştık bu vidaya. yine değerlendirilse iyi olacak sanırım. gözlerini tavana diktiğinde askılı bir vidayla karşılaşmak insanın aklını çeliyor nereden baksan.

duymak istemediğin ama iyi bildiğin şeyleri kendine söyleyemediğinde bedeninden ağır bir sıkıntı düşüyor içine. insan istemeden kendisine saygı duyuyor. duymak istemiyor, söylemeyeyim en iyisi diyor. hatta o kadar saygı duyuyor ki bunu bile sesli söylemiyor. sonra insan yine kendisine saygı duyuyor, çok iyi bildiğini söyleyemiyor. o ara nasıl oluyorsa bu kaburgaların arası apartman boşluğuna dönüşüyor. bütün organlar bu boşluğa dönüyor yüzünü sanki, hepsi birden görüyor düşen sıkıntıyı. eh, onlara da saygı duyuyoruz, biraz tuhaf baksalar da.

yıllardır içimi kemiren gelecek kaygısından kurtulmuşum. düşününce. gelecek için bir çaba göstermiyorsan kaygısı da olmuyormuş. halbuki tam tersi olması lazım. kendimle güzel bir kavga iyi gidecek sanırım yakın zamanda.

bi rüya defteri tutmaya başladım. ara ara burada da bahsetmişimdir rüyalarımdan, rüyalar hakkında ne düşündüğümden. ilginçtir, deftere bir iki rüya yazdıktan sonra rüya görmemeye başladım. şayet bununla bir alakası varsa söz, yazmam bir daha. her ne kadar bazen bütün haftamı etkiliyor olsalar da ben rüyalarımla iyiyim. iyiyim demişken... iyi olmak > mutlu olmak diyorum. sonuçta mutsuzluğu da hakkını vererek yaşıyorsan iyisindir.

günlerdir gözlerimden iki damla yaş akıtmaya çalışıyorum, bu yoğunluktan kurtulurum belki diye. azıcık rüzgar, azıcık güneş ışığı bile başarıyor da ben başaramıyorum. kalbimin taşlaştığını hissediyorum ve bunu hissettikçe daha fazla ihtiyaç duyuyorum o iki damla yaşa. bence zaten insan en çok kalbinin taşlaştığına üzülmeli.

yalnızlık en tanımlayamadığım kavram şu hayatta. kötünün en kötüsünü de iyinin en iyisini de içinde barındırıyor. o yüzden hem cezbediyor hem de korkutuyor. ola ki yalnız yaşama fikrimden vazgeçsem bir şekilde çevremdekiler tarafından yalnız bırakılacakmışım gibi hissediyorum. ölüm ki en kötüsü bunların. yalnızlıktan vazgeçecek cesareti göstereceğim ama sonra herkes tek tek ölecek gibi. herkesin tek tek ölmesi beni daha sonra yalnızlaştıramaz, bunu biliyorum. karşıma biri çıktığı an ilk düşündüğüm şey yalnızlığım. kurtulma değil koruma içgüdüsüyle yaklaşıyorum. bunun ifadesi de en zor şeylerden biri. ifade etsen yalnızlığını açmış oluyorsun. hiç dillendirmesen enteresan oluyorsun. misafirler her zaman oluyor, idare ediyoruz ama günün birinde tası tarağıyla çıkagelecekse biri... sığamayız. ben bile sığamıyorum bazen.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder