- sırtlanları seyrederken hayattan soğuyorum. eşzamanlı olarak nasıl oluyorsa daha da özgür kılıyorlar. aynı hızla yine ısınıyorum.
- "bir eşyaya dönüşeceksin, seç" deseler kalitelisinden bi 5+1 olmak isterdim. he bi de eşyaya dönüşücez yani, düşün. bazen garip garip şeyler istiyor bunlar, şaşkınlıktan bi de vereceğimiz cevabı düşünüyoruz ha.
- acayip resimler var kafamda. fikirleri ilginç. ama benim bunları kağıda dökecek kadar becerim yok. napıcaz?
- göte giren şemsiye açılmazmış. herhalde o kadar çaresiz kalmışlar ki şemsiyeyi açma konusunda, bari burda deneyelim demişler. şayet öyle değilse bile adamın biri "göte şemsiye girse açılmaz ha" diye düşünmüş. biz de bu adamlara güvenip laf ediyoruz. pilava kafa, göte şemsiye sokulmaz kardeşim. abicim. atam. heh, anlaşalım bu konuda. hem batar yani şeyleri. bak görüyor musun bi an ben de düşündüm. neye çevirdiniz lan bizi.
- screaming ne zor kelime cümle arasında.
- şili'deyim. haftanın 2 günü sabah 9'da sırt çantamla yola koyuluyorum. arabam çok güzel. zirveye çıkmak için dönenirken basınç varlığını kulaklarımda hissettiriyor. gözlemevine gidiyorum tabii ki. indiğimde geldiğim yerlere bakıp derin ve mutlu nefesler alıyorum, ellerim montun cebinde oluyor. sonra girişe doğru yürüyorum. yolda muhakkak birileriyle karşılaşıp günaydınlaşıyoruz. kalan 5 gün ise serbest, tercihen geceleri de gözlemevinde geçiriyorum. bembeyaz bir köpeğim var her gün eve gelişimi bekleyen. birkaç kazak daha alsam sanırım iyi olacak. çok mutluyum valla, sorma. şili nerde, onu bile söyleyemem sana şu zamanda.
- kararında bir kış gelir umarım bu sene de ayaklı lahana etmez bizi. ayaklı lahanalık bi derece de oturup kalan lahanaya çeviriyor genelde beni. hoş değil.
31 Ağustos 2012 Cuma
21 Ağustos 2012 Salı
tanışmalar
- "14 yaşımda bir uçağın düşüşüne şahit oldum. elimde bi ruffles paketiyle seyretmek zorundaydım, yapabileceğim başka bir şey yoktu. işin tuhafı daha önce oraya hiç gitmemiştim. bizim evin arkasında kalan bir tepeydi. babama kızıp dışarı çıkmıştım. bi süre arkadaşlarımı dışarı çıkmalarına ikna etmeye çalıştım. sonunda bakkaldan aldığım bi cips paketiyle kendimi tepeye tırmanırken buldum. şehrin orta yerinden geçen nehir, yolculuğunu bu tepenin ardından sürdürüyormuş meğer. tepeye oturmuş manzaraya bakarken neden buraya daha önce gelmediğimi düşünüyordum. uçaklar sık geçerdi, önemsemiyorduk. sessizlik bozuldu bir anda, gökten iki parça alev düşüşe geçti. ayağa kalktım ve bakakaldım. burnuma gelen koku dumandan ziyade toz kokusunu andırıyordu. tekrar oturdum ve bu sefer de elimdeki cips paketine bakakaldım. tepeye bir daha çıkmadım."
- "renkleri seviyorum. renkleri kendim düzenlediğimde oluşan görüntüyü sevemiyorum. hiçbir zaman önüme öylece sunulmuş bir renk paleti kadar huzurlu gelmiyor kendim düzenlediğimde. renklerden anlıyorum ama sanırım benim görevim 'bu olmuş' veya 'bu olmamış' demek. yeşil, mavi ve mor bir arada güzeldir. fakat ben bu renkleri bir araya getirme konusunda beceriksizim. zevklerimi kendim karşılayamıyorum. bu tuhaf bir şey."
- "yıllarca müstakil bir ev ve bahçesinde yapabileceklerimle hayallerimi süsledim. bunun için çalıştım, bunun için yaşlandım ve hayallerimde hala süslenebilecek yerler var."
- "ellerimi komik buluyorum. sadece istediğim zaman hareket edebiliyor olmalarını komik buluyorum galiba daha çok. çoğu uzvumuz böyle, biliyorum ama nedense işte, ellerimi komik buluyorum. yazmaktan nefret ederim. düşüncelerimin belgelenmeye ihtiyacı yok. yazılı her şey kanıt değerini taşır. düşündüklerimi yazsam ve bir gün bu kağıtlar bir şeye kanıt olsa, buna sadece gülebilirim. ne düşündüğüm bu kadar önemli olamaz, bana sorarsan."
- "sanki gitmesi beni iyileştirecekmiş gibi gitti. ellerimi tuttu, sulanmış gözlerini gözlerime dikti, ardından sarıldı ve: 'kendine dikkat et, olur mu?' onsuz daha iyi olacağımı düşünüyor olmalıydı. bakın ben olumsuzlukları severim, olumsuzluklar olduğu zaman kendimi rahat hissederim ama bu farklı bir şey, anlıyor musunuz? anlamamanız hoşuma gider ama onun burdayken, burda yanımda dururken... burda olmaması tuhaf bir şey. iyileşmedim."
- "facebook'ta 3 arkadaşım var ve üçünü de tanımıyorum. mızıka çalmak bir meslek kazandırıyor olsaydı, bugün dünyanın önemli adamlarından olurdum. erkek halimle bulaşık yıkamaktan büyük keyif alıyorum. insanların bundan neden hoşlanmadığını anlamıyorum. sürekli birbirlerine yıkmak için uğraşıyorlar. her evde benden bir tane olsa, daha güzel olabilir miydi diye düşünüyorum arada. sanırım insanlar için bulaşıktan daha çok çekişme hali önemli. bulaşık yıkamayı sevmiyorlar ama çekişmeyi, didişmeyi, birbirlerinin üzerine iş yıkmayı seviyorlar. zaten dediğim gibi, facebook'ta 3 arkadaşım var ve ben üçünü de tanımıyorum."
- "facebook hesabım yok, konu buysa. içinde ne olduğu önemli olmayan dolu bir bardak, sigara paketim ve litrelik şişe suyum masamda olduğu sürece mutluyum. bilgisayarda oyun oynarken günlerin nasıl geçtiğini anlamak zor. çoğu zaman dünde kaldığımı hissediyorum. dün ise dünde kalmış oluyor. 'dün' epey geniş bir zaman, geçmiyormuş gibi. bu güzel bir his."
- "boş bir defter, dolu bir defterden daha fazla anlam barındırır. yüzlerce kez kitap yazmayı denedim. kitap dediğiniz şey, size okumayı çağrıştırıyor olmalı. birilerinin çıkıp kitapları yazıyor olması çok garip. sanırım neden yazamadığımı artık biliyorum."
- "söyleyebileceğim pek bir şey yok. ben hep böyle bir insan oldum, söyleyebilecek bir şey pek bulamadım. köpekleri seviyorum, bunu diyebilirim sanırım."
- "renkleri seviyorum. renkleri kendim düzenlediğimde oluşan görüntüyü sevemiyorum. hiçbir zaman önüme öylece sunulmuş bir renk paleti kadar huzurlu gelmiyor kendim düzenlediğimde. renklerden anlıyorum ama sanırım benim görevim 'bu olmuş' veya 'bu olmamış' demek. yeşil, mavi ve mor bir arada güzeldir. fakat ben bu renkleri bir araya getirme konusunda beceriksizim. zevklerimi kendim karşılayamıyorum. bu tuhaf bir şey."
- "yıllarca müstakil bir ev ve bahçesinde yapabileceklerimle hayallerimi süsledim. bunun için çalıştım, bunun için yaşlandım ve hayallerimde hala süslenebilecek yerler var."
- "ellerimi komik buluyorum. sadece istediğim zaman hareket edebiliyor olmalarını komik buluyorum galiba daha çok. çoğu uzvumuz böyle, biliyorum ama nedense işte, ellerimi komik buluyorum. yazmaktan nefret ederim. düşüncelerimin belgelenmeye ihtiyacı yok. yazılı her şey kanıt değerini taşır. düşündüklerimi yazsam ve bir gün bu kağıtlar bir şeye kanıt olsa, buna sadece gülebilirim. ne düşündüğüm bu kadar önemli olamaz, bana sorarsan."
- "sanki gitmesi beni iyileştirecekmiş gibi gitti. ellerimi tuttu, sulanmış gözlerini gözlerime dikti, ardından sarıldı ve: 'kendine dikkat et, olur mu?' onsuz daha iyi olacağımı düşünüyor olmalıydı. bakın ben olumsuzlukları severim, olumsuzluklar olduğu zaman kendimi rahat hissederim ama bu farklı bir şey, anlıyor musunuz? anlamamanız hoşuma gider ama onun burdayken, burda yanımda dururken... burda olmaması tuhaf bir şey. iyileşmedim."
- "facebook'ta 3 arkadaşım var ve üçünü de tanımıyorum. mızıka çalmak bir meslek kazandırıyor olsaydı, bugün dünyanın önemli adamlarından olurdum. erkek halimle bulaşık yıkamaktan büyük keyif alıyorum. insanların bundan neden hoşlanmadığını anlamıyorum. sürekli birbirlerine yıkmak için uğraşıyorlar. her evde benden bir tane olsa, daha güzel olabilir miydi diye düşünüyorum arada. sanırım insanlar için bulaşıktan daha çok çekişme hali önemli. bulaşık yıkamayı sevmiyorlar ama çekişmeyi, didişmeyi, birbirlerinin üzerine iş yıkmayı seviyorlar. zaten dediğim gibi, facebook'ta 3 arkadaşım var ve ben üçünü de tanımıyorum."
- "facebook hesabım yok, konu buysa. içinde ne olduğu önemli olmayan dolu bir bardak, sigara paketim ve litrelik şişe suyum masamda olduğu sürece mutluyum. bilgisayarda oyun oynarken günlerin nasıl geçtiğini anlamak zor. çoğu zaman dünde kaldığımı hissediyorum. dün ise dünde kalmış oluyor. 'dün' epey geniş bir zaman, geçmiyormuş gibi. bu güzel bir his."
- "boş bir defter, dolu bir defterden daha fazla anlam barındırır. yüzlerce kez kitap yazmayı denedim. kitap dediğiniz şey, size okumayı çağrıştırıyor olmalı. birilerinin çıkıp kitapları yazıyor olması çok garip. sanırım neden yazamadığımı artık biliyorum."
- "söyleyebileceğim pek bir şey yok. ben hep böyle bir insan oldum, söyleyebilecek bir şey pek bulamadım. köpekleri seviyorum, bunu diyebilirim sanırım."
10 Ağustos 2012 Cuma
- sağ gözümde görüşümü engelleyen bir şey var an itibariyle. bu devam edecek olursa hakkında daha hastalıklı şeyler yazacağım kesin. delirtici. bu kadar.
- bir başka delirtici etken, akla takılan şarkı. solistin kendi mahkemesini kurduğu bir şarkı. hakkında okuduklarımla hislerim nasıl bütünleşmişti halbuki. şimdilik kayıp. düşünmek, aramak istememe rağmen dinlemeye olan ihtiyacım rahatsız edici. sudan atlayan japon balığı gibi düştü geceye. uçuk turuncu.
- "basit olanı kavrayamıyorsun." bir öğretmenimin görüşüydü. varlığımın bile farkında değil belki şu an. bu lafı küçük yaşta duymuş olmak anlamak adına iyi bir şeydi. fakat anlıyor ve önüne geçemiyorsan bir kötülük. basitten korkuyorum. hiçbir zaman bir şeyler basit gözükmüyor çünkü gözüme. basitliğin ayrımını yapamadığım için korkuyorum. basit dedikleri, her şeyden daha fazla karmaşık görünüyor. 19436+8920'nin nasıl bir sonuç verdiği çarpıcı değil ama 2+2'nin 4 etmesi fazla gerçekçi.
- hatırlamak istemediğimiz anları gereğinden fazla düşünerek sıradan hale getiriyoruz bence. isteğin aksine, fazla hatırlayarak. bir yöntemi de bastırmak. hatırlamak istemediğin bir şeyler varsa unutmaman gereken şeyler de var o anlardan. bir şekilde artık hatırlamıyorsan, dahası anımsayamıyorsan hatalar seni bekliyor demektir. bu "an" tahmini üç yıla denk geliyorsa, bu kadar şaşkın olmak tuhaf. muhtemelen bir daha karşılaşmayacağın sebeplerden sonuçlara varır ve bunları çeşitli yerlerde uygulamaya sokmaya çalışırsın. şayet sebepler silinmişse akıldan öngördüklerin önemsizleşiyor. zamanında böyle bir karar almışsın ama niye almışsın, neye dayanarak almışsın ve nasıl hala bunda ısrarcı davranabiliyorsun. özellikle kötü anlar, hatırlamamayı isteyecek kadar değersiz değiller. seni sen yapanlar çoğu zaman bu kötü anlar ve hatırlamak istememek saygısızlık. üç yıldan aklımda kalan sayılı şeylerden sonra ben neden benim, ben nasıl benim, ben dahi bilmiyorum. bu küçültücü.
- ağlamanın saflığı bozuldu. kötü hisler de izin vermiyor artık. boş boş oturmaktan bile daha anlamsız, daha ifadesiz geliyor. ne ara içinde bulunduğum durumları bu yönüyle sorgular oldum bilmiyorum ama rahatsız edici. ağlamak bir şeyi değiştirmeyecekse diğer tepkiler de aynı sonuçlara yol açıyor demektir. gülmek, bakmak, hatta öpmek. sorgusu yapılacak son şeyler.
- beslenebilmek güzel bir şey. beslenecek bir şeyler bulabilmek güzel. içine girebileceğin dünyalar yaratmak. yaratanın sen olduğunun farkındaysan sorun yok ama daha fazla beslenebilmek istiyorsan yaratmaya dair düşüncelerin olmamalı, sanki doğada hep var olanmış gibi. muhtemelen sağlıklı görünmeyeceksin ama böyle.
- hayatta her şeyiyle güven duyduğun bir insanı öylece kaybedebiliyorsan biraz rahatlık biniyor üzerine. "bir gün olacaktı, bugün oldu." bugünü bulmak zorunda değildi. o "bir gün"ü görmeye ömrümüz yetmeyebilirdi. acıtıyor ama olması gereken de bu değil mi zaten? riskleri göze almak daha kolay artık.
- kendini hamakta unutup koca ormanı yakan bi insan. hamak da tutuşmuşken uyanmalısın. bence.
- arka planları hep sevdim. varlığın göze batmayacak ama olmazsan da "tam" olmayacak. görünmez işlerle uğraşmayı sevdim. o kısımda anca rahat ediyorum. imzanın önemi kalmıyor bu yüzden.
- buranın takip edilmemesi, en azından bu izlenimi vermesi hoşuma gidiyor. okunsun diye yazdığımı bilmiyorum hiçbir zaman. arada dönüp bakmak hoşuma gidiyor sadece. hafızaya bir önlem bazen de. bir okuyan yoksa bunu niye mi söylüyorum? bir okuyan yoksa bu soruyu niye yöneltiyorsun?
- bir başka delirtici etken, akla takılan şarkı. solistin kendi mahkemesini kurduğu bir şarkı. hakkında okuduklarımla hislerim nasıl bütünleşmişti halbuki. şimdilik kayıp. düşünmek, aramak istememe rağmen dinlemeye olan ihtiyacım rahatsız edici. sudan atlayan japon balığı gibi düştü geceye. uçuk turuncu.
- "basit olanı kavrayamıyorsun." bir öğretmenimin görüşüydü. varlığımın bile farkında değil belki şu an. bu lafı küçük yaşta duymuş olmak anlamak adına iyi bir şeydi. fakat anlıyor ve önüne geçemiyorsan bir kötülük. basitten korkuyorum. hiçbir zaman bir şeyler basit gözükmüyor çünkü gözüme. basitliğin ayrımını yapamadığım için korkuyorum. basit dedikleri, her şeyden daha fazla karmaşık görünüyor. 19436+8920'nin nasıl bir sonuç verdiği çarpıcı değil ama 2+2'nin 4 etmesi fazla gerçekçi.
- hatırlamak istemediğimiz anları gereğinden fazla düşünerek sıradan hale getiriyoruz bence. isteğin aksine, fazla hatırlayarak. bir yöntemi de bastırmak. hatırlamak istemediğin bir şeyler varsa unutmaman gereken şeyler de var o anlardan. bir şekilde artık hatırlamıyorsan, dahası anımsayamıyorsan hatalar seni bekliyor demektir. bu "an" tahmini üç yıla denk geliyorsa, bu kadar şaşkın olmak tuhaf. muhtemelen bir daha karşılaşmayacağın sebeplerden sonuçlara varır ve bunları çeşitli yerlerde uygulamaya sokmaya çalışırsın. şayet sebepler silinmişse akıldan öngördüklerin önemsizleşiyor. zamanında böyle bir karar almışsın ama niye almışsın, neye dayanarak almışsın ve nasıl hala bunda ısrarcı davranabiliyorsun. özellikle kötü anlar, hatırlamamayı isteyecek kadar değersiz değiller. seni sen yapanlar çoğu zaman bu kötü anlar ve hatırlamak istememek saygısızlık. üç yıldan aklımda kalan sayılı şeylerden sonra ben neden benim, ben nasıl benim, ben dahi bilmiyorum. bu küçültücü.
- ağlamanın saflığı bozuldu. kötü hisler de izin vermiyor artık. boş boş oturmaktan bile daha anlamsız, daha ifadesiz geliyor. ne ara içinde bulunduğum durumları bu yönüyle sorgular oldum bilmiyorum ama rahatsız edici. ağlamak bir şeyi değiştirmeyecekse diğer tepkiler de aynı sonuçlara yol açıyor demektir. gülmek, bakmak, hatta öpmek. sorgusu yapılacak son şeyler.
- beslenebilmek güzel bir şey. beslenecek bir şeyler bulabilmek güzel. içine girebileceğin dünyalar yaratmak. yaratanın sen olduğunun farkındaysan sorun yok ama daha fazla beslenebilmek istiyorsan yaratmaya dair düşüncelerin olmamalı, sanki doğada hep var olanmış gibi. muhtemelen sağlıklı görünmeyeceksin ama böyle.
- hayatta her şeyiyle güven duyduğun bir insanı öylece kaybedebiliyorsan biraz rahatlık biniyor üzerine. "bir gün olacaktı, bugün oldu." bugünü bulmak zorunda değildi. o "bir gün"ü görmeye ömrümüz yetmeyebilirdi. acıtıyor ama olması gereken de bu değil mi zaten? riskleri göze almak daha kolay artık.
- kendini hamakta unutup koca ormanı yakan bi insan. hamak da tutuşmuşken uyanmalısın. bence.
- arka planları hep sevdim. varlığın göze batmayacak ama olmazsan da "tam" olmayacak. görünmez işlerle uğraşmayı sevdim. o kısımda anca rahat ediyorum. imzanın önemi kalmıyor bu yüzden.
- buranın takip edilmemesi, en azından bu izlenimi vermesi hoşuma gidiyor. okunsun diye yazdığımı bilmiyorum hiçbir zaman. arada dönüp bakmak hoşuma gidiyor sadece. hafızaya bir önlem bazen de. bir okuyan yoksa bunu niye mi söylüyorum? bir okuyan yoksa bu soruyu niye yöneltiyorsun?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)