hani benim kese kağıdım? üzerinde yan yana iki delik bulunan, içi bomboş, kağıt kokulu kese kağıdım.. başımı sokabileceğim bir bark gibi. delikler gözlerimde, pencere niyetine. ışığa da gerek kalmayınca görmek istemiyor gözlerim. neyse ki hareket edilecek yeri var bu barkın. 180 derece çeviriveriyorsun, ışık saçlarına ulaşıyor sadece. saçlarının umrunda mı? saçlarının bunu umursayacak olması ya da, senin umrunda mı?
görmüyorum ya, görünmez olduğumu da sanıyorum bir taraftan. oysa insanlar görüyor, görmek istemediğimi en açık haliyle görüyorlar. gördüklerini de görmek istemiyorum ki. kağıt kokusu mideme tuhaf bir his veriyor. aç olduğumun ayrımını yaptırmıyor, iyi de oluyor. çünkü barkım, en tepe noktamdan başlayıp omuz hizamda sona eriyor. yemek yemek çok zor.. bir yaşam ihtiyacı için o kese kağıdını 10 dakikalığına da olsa çıkarmak çok zor.
neden bu kadar önemli bu kese kağıdı? çünkü ışığı özleyeceğim bir ara. çünkü özlenen bir şeye kavuşmak, her zaman var olan bir şeyden daha mutlu ediyor. ifadeler... şu an sıkıntılı oluşumun sebebiyse çok daha saçma. ışık var, ben görmek istemiyorum. insanlar gülümsüyor, kaşlarını çatıyor, mimiklerini kullanıyor anlatmak için. sanki zorla geçirilmiş bu kese kağıdı kafama. özlüyor değilim. özlemek istiyorum ama özleyememekten de korkuyorum içten içe.
bu kadar mutluluğun fazla geleceğini biliyordum. her şeyin istediğim gibi gitmesine zaten hiç alışık değilim. ille bozacağım bir yerden...
24 Mayıs 2010 Pazartesi
13 Mayıs 2010 Perşembe
haziranın yaklaşıyor olmasından mıdır bilmem, yine bir işe yaramazlık duygusu çevrelemeye başladı bedenimi. aura gibi. o kadar boş bir insan oldum ki. kendimi tanıma fırsatım olsaydı şu zamanlarda, koşarak uzaklaşırdım belki de. artık kafam çalışmıyor. dediğimin, diyeceğimin nereye varacağını hesaplamak gibi bir kaygısı kalmadı. son zamanlarda yaptığım değişikliklerden utanıyorum. kocaman bir boşvermişlik, başka bir şey değil. yarın ihtiyaç duyacaklarıma karşı olmasa sorun olmayacak belki bu kadar. insanlara karşı kötüyüm. yapılan iyiliklere karşı tepkisizim. en azından bencilliği keşfetmiş olabilirdim ama o da değil. ne zaman kafama bir şeyleri taksam, ne zaman bir şeyleri sorun etsem hep böyle mi olacağım? bir şeyleri sorun etme konusunda o kadar beceriksizim ki. sorun edememeyi sorun ediyorum bu yüzden. ve benim kafam bunu kaldırmıyor iyileştiğimden beri. sorun etmenin dozajını belirleyemiyorum ve komaya sokuyor bu beni.
asıl sorun ettiğim, an itibariyle içinde bulunduğum durum. evet, bir taraftan çok mutluyum. mutluluğun kısa süreceği düşüncesi rahatsız ediyor. çünkü bunca zamana kadar değişmeden süregelen bir şeydi bu. ve bunu düşünüyor olmam kısa sürmesine bile fırsat tanımıyor. suratım asılıyor. asıl sorunsa bu mutluluğun haricinde olan şeyler. elde etmenin verdiği bu gereksiz hissiyatlar. okul öyle sıkıcı ki... ben öyle sıkıcıyım ki... hiçbir merağım yok. hiçbir hevesim yok. tüm bu yoksunlukta takılıyor işin kötüsü aklıma, nerede-ne yapıyor olmak istediğim. allah aşkına seni de rahatsız etmiyor mu özensizce kullandığım kelimeler? yazmamalıyım.
oluşacak ilk hayalimin peşine düşeceğim. yıllarca bekleyip, bir gün elde etmek bu hale getiriyorsa bir de bunu denemeliyim. önce, bir hayale sahip olmayı bekleyeceğim.
asıl sorun ettiğim, an itibariyle içinde bulunduğum durum. evet, bir taraftan çok mutluyum. mutluluğun kısa süreceği düşüncesi rahatsız ediyor. çünkü bunca zamana kadar değişmeden süregelen bir şeydi bu. ve bunu düşünüyor olmam kısa sürmesine bile fırsat tanımıyor. suratım asılıyor. asıl sorunsa bu mutluluğun haricinde olan şeyler. elde etmenin verdiği bu gereksiz hissiyatlar. okul öyle sıkıcı ki... ben öyle sıkıcıyım ki... hiçbir merağım yok. hiçbir hevesim yok. tüm bu yoksunlukta takılıyor işin kötüsü aklıma, nerede-ne yapıyor olmak istediğim. allah aşkına seni de rahatsız etmiyor mu özensizce kullandığım kelimeler? yazmamalıyım.
oluşacak ilk hayalimin peşine düşeceğim. yıllarca bekleyip, bir gün elde etmek bu hale getiriyorsa bir de bunu denemeliyim. önce, bir hayale sahip olmayı bekleyeceğim.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)