13 Mart 2018 Salı

bugün önemli. ne açıdan bilmiyorum ama önemli. çünkü bugün benim saçıma sarı boya değdi! sarı! sarı? cidden sarı.
senelerdir "acaba benim kendi saç rengim daha mı güzeldi?" diye kendime sorup duruyordum. tabii boyalı saçın dibinden gözüken kendi saçım asla güzel görünmüyordu. defalarca karar verdim, son bi saçıma yakın bir renge boyayıp unutayım bu saç boyama işlerini diye. defalarca da o kızıllar aklımı çeldi, bozdum niyetimi. madem cezbeden kızıldı ben de kızıla boyayıp unuturdum bu saç boyama işlerini? bu öneri tüm organlarımca kabul görmüştü, süper fikirdi. derken o saçlar uzadı, uzadı... en son elimde makasla gezdiğim için uzun saçı da özlemiştim farkında olmadan. ve saçlarım uzadıkça makası da özlüyordum büyük bir farkındalıkla. benim bu cesaret kavramıyla başım dertte, hala dertte. ya hiç yok ya da çok var. işte o hiç olmadığı bir zamanıma denk geliyordu uzamış saçlarımdan da sıkıldığımı fark edişim. ama ben bunu denemiştim daha önceden? sevmiştim de bu kesme işini? tecrübeliyim ne de olsa? işte azıcık cesaret olsa o anda ellerim mıknatıs gibi çekecek makası kendine ama yok işte, bi gıdımcık yok. öyleyse hali hazırda cesareti olan birileri olmalı, kuaför. defalarca "emin misin?" diye sorduktan sonra kesmeye başladı uçlardan. ben istiyorum ki bu kadar sabretmişim madem, tüm boyalı kısımlar kesilsin gitsin saçımdan ama yok, kuaför hala: emin misin? kendim kadar kuaförü emin edemediğim için boyadan kurtulamamış orta uzunluktaki saçlarımla da bir müddet yaşamak zorunda kaldım. bu arada, elime bir daha makas almadım. kuaförün emin olduğu uzunluktaki saçlarımı epeyce o uzunlukta korumaya çalıştım. uçlardaki turunculuk azaldıkça içim gidiyordu. başarmama az kalmıştı bir yandan ama bir yandan da bu ben değildim işte. bir gün dışarı çıkıcam, montumu giydim, ayna karşısında saçlarımı düzeltirken, "beyaz mı o?!", "yok ya, ışık yansıyordur", "beyaz gibi de?", "yaaa", "başka da var mı acaba?", "insan neden arkasını göremez ki!"... tuhaf bir duyguymuş insanın saçlarında beyazlarla karşılaşması. sanki o güne kadar hep 18'dim de o gün birden 35 oluvermişim gibi. tabii o tek tel beyazı görünce beyaz ışığın altında, benim bütün kafa beyaz gibi görünmeye başladı gözüme. bir süre ışığın o muazzam güzelliğiyle avuttum kendimi. ikinci tel beyazı keşfetmem de uzun sürmedi. onu da gözlerimin bozukluğuna yoracak oldum ki "siyahı beyaz görecek duruma geleceğine iki tel beyazın olsun" dedim kendime ve tanışmaya karar verdim onlarla. artık her seferinde selamlaşıyoruz. neyse bu kabulleniş henüz sonlanmadı zaten de konumuz başkaydı. onca sabrıma karşılık o iki tel beyazla artık kendi saçlarıma sahiptim. o iki tel beyazı kendi saçıma katamıyordum henüz. o yüzden tamamiyle kendi saçım olmayacağını kabullenmek daha kolay geldi bir anda. ama işin kötüsü, onlardan kurtulamayacaktım ve malesef bunu biliyordum. yine bir zaman da bu şekilde geçip gitti. son birkaç aydır dünyayı kurtarma telaşı sarmışçasına aklım saçlarımda. görüyorum ki saçlarım konusunda bilgeliğe bir adım yaklaşmışım, sabretmeyi öğrenmişim. öğrensem ne, gece gündüz hain planlar düzenliyorum onun haberi olmadan. yapacağım hiçbir şeyin beni memnun etmeyeceğini de biliyorum çünkü sorun saçlarımda değil. şıracının şahidi bozacı onlar. ve son olarak bir şahitlik daha yaptıkları için sanıyorum bugün cezalandırıldılar tarafımca. yalnız keşke her ceza böyle olsa. iki saat saçımın orasından burasından tutamlar ayırıp nereleri boyayacağıma karar verdim. neyle boyayacağımı düşünmedim bile çünkü o an bunu gerektirdi. en son annem saçlarını boyamış, az biraz da boya bırakmıştı dipleri için. sarıyı sevmediğimi bilmeyen var mı? bundan daha güzel ceza mı olur hem? boyadım ve neyle karşılaşacağımı düşünmemeye çalışarak beklemeye koyuldum. sıra geldi yıkamaya. gözüm sürekli aynada. bi yandan sürekli "çok da açılmamış sanki" diyerek kendimi rahatlatıyorum ama kuruyunca ne olacak merakı var öbür yandan da. sıra kurutmaya da geldi sonunda. kurutuyorum kurutuyorum yok bir şey. saçım birkaç saat önce nasılsaydı yine aynı. az daha tutuyorum kurutma makinasını kuruduğunu bile bile. yok, aynı. boynumdaki kızarıklığa elim gittiğinde fark ediyorum ki az daha tutarsam yanıp kalıcam. eviriyorum çeviriyorum saç aynı saç. şimdi hangi gerçekle yüzleşmem gerektiğini bilemiyorum açıkçası. saçlarımın sarı olması gerçeği güzel ceza ama bu şu durumda dimyat'a pirince giderken eldeki bulgurdan olmak gibi bir şey. makas bana nasıl göz kırpıyor şu anda, anlatamam. iki tel beyazımsa hala beyaz. mor ötesinde de baksan, beyaz yani. bu durumda da sarı ve siyah ayrımı yapamayan gözlerim kalıyor ortalıkta. benim bir şekilde ağlamam lazım.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder