üzgünüm, birkaç dakikan boşa gidecek. halbuki ne yeminler etmiştim kendime, buradan çıkarmayacaktım sıkıntımı. ama bazen böyle net ve direkt konuşmak iyi oluyor biliyor musun; dolandırmadan, kamufle etmeden.
artık sigara endişelendirecek derecede etkiliyor. ne bileyim, bir yerden gireyim dedim. uykuya dalarken küskün dalıyorum bu yüzden, rahat nefes alamadığım için.
annemi hayatımda hiç bu kadar özlememiştim. hatta hiç bu kadar özleyebileceğimi düşünmemiştim. altından kalkamayacağım taşların altına benimle girdiği için sanırım hep. şimdi yine bir taşın altında olsak da sesini duymaktan başka bir seçeneğim olmadığı için telefonda onunla konuşurken bir noktadan sonra hep sinirlenip onu terslemeye başlıyorum. ben biliyorum sebebini ama o bilmiyor ya, yok yere sudan sebeplerle sinirlendiğimi düşünüyor ya, taş o zaman çok daha ağır oluyor. halbuki ben böyle değildim, içimdekini dışarıya bu şekillerle yansıtacak insan değildim. ama sanırım normal olan böyle oluyor. evet, hala neyin normal neyin anormal olduğuna sıkça takılıyor kafam. yeni insanlar tanıdıkça hele, sanki daha da çok takılıyorum artık. bunun için de uygulayabildiğim tek yöntem olabildiğince evde oturmak. insan olduğum sürekli aklımda olunca hata yapmak kaçınılmaz oluyor. evde otururken unutabiliyorum. insanlığı unutmak değil bahsettiğim. biliyorum ki çoğunuz otobüste kitap okurken "ben insanım" diye düşünmüyor. ben düşünüyorum, bundan bahsediyorum. zaten kitabı da okur gibi gözükmeye çalışıyorum bunlar aklıma girdiğinde. bakmak ve görmek ne ise okumak ve anlamak da aynen öyle. ve bana evin yanında neler bulunduğunu sorsan uzunca düşünürüm. yalnızlığımı bilmediğim sürece görmek ve anlamak pek mümkün olmuyor benim için. ve bu durum evde oturdukça daha da kötüye gidiyor. haliyle. sahip olmayı istediğim miktarda bencilliğe sahibim artık, bu yüzden aslında çok da kafama takılan bir şey değil. yalnız bu bencillik gittikçe artacağa benziyor, işte buna bir çözüm bulmalı.
oyun oynuyorum yaklaşık 2,5 aydır. nasıl kudururdum zamanını oyuna harcadığını bildiğim insanlara. oluyormuş valla. hayattaki tek derdin savaş gücünü yükseltmek oluyor. arada bi kalkıp karnını doyuruyorsun, suyunu içiyorsun, hop yine oyunun başındasın. arada işte annene takılıyor aklın, hiçbir dert yokken tabii büyük bir derde dönüşüyor anne özlemi. sonra hatrına sığdırmak istemediğin diğer dertleri dürtüyor, ardı ardına dert sonra. halbuki oyunda ardı ardına ok atabildin mi dünya senin oluyor. insanlığımı da unutuyorum galiba. ama sahiden unutmuş olsam şimdi neden bunları yazayım ki? içten içe deliriyorum çünkü böyle olmasına. yapabileceğim en iyi şeyin saatlerimi bir online oyuna harcamak olmasına deliriyorum. ama öncesinden iyi sayılır yine. öncesinde de hiçbir şey yapamadığıma deliriyordum, şimdi en azından bok atacak bir oyunum var.
uyku düzenim 7-14 şu sıra. benim için daha yeni akşam oluyor. övgüyle bahsetmediğimi anlayabiliyorsun umarım? övüneceğim tek bi cümle yazmadım zira. -belki bu son yazdığım hariç.-
kötüyüm işte. sebebini soranlara söyleyecek bir sebebim yok ve bu, durumu hepsinden daha kötü kılıyor. kötü olduğumu bi bakışında fark edemiyorsan daha kötü ne olabilir ki? kandırıyorum seni, onu bile fark etmiyorsun. niye kandırıyorum acaba...
ocak ortası eskişehir'e gideceğim. gitmek ayrı zor, dönmek ayrı zor. ayrılmayı istemeyeceğin bir yere gitmek zor yani kısaca. ben alışmışım gelene gidene, o gelen giden ben olduğumda dünyanın ekseni 27 derece birden kayıyor. bana kayıyor tabii, sizin sorununuz yok. her yemeği yalnız yemenin çin işkencesinden ne farkı var? keşke her şey resimdeki 7 farktan ibaret olsa. o zaman böyle konuşamazdım.
sevgili dediğin bile yalnızlık kabuğunu kıramıyor bazen. bunu görmek çok şey değiştiriyor. dışarıdan kabuğu kırabilecek en yetkili kişi bu kabuğu kıramıyorsa içeriden müdahale şart. içeride kimse var mı? yokmuş, ben yalnızım burada.
birilerini mutlu kılmak, mutlu olma sebeplerim arasından çıkıp gitmiş. o son pastayı hiç yapmayacaktık. kırıla büküle deveden farkım kalmadığını düşünüyorum. ve sen bunu ilk bakışında hala fark edemiyorsun, ben daha ne diyeyim...
29 Aralık 2012 Cumartesi
14 Aralık 2012 Cuma
gözlerin olsa ama görmesen. kulakların olsa ama işitmesen. ellerin olsa ama hissetmesen. varlığı yokluğu bir olmaz mıydı o zaman? hatta varlığı yokluğundan da kötü olmaz mıydı o zaman? bir sevdiğin olsa ama görmese, işitmese, hissetmese...
bazı zor zamanlar sığınmak içindir. sağlam bir sığınak bulduysan sağanak ne kadar sürerse sürsün, ıslanmayacaksın ki. ama oldu ki sığınak sana kapılarını açmadı. orada en ince detayına kadar bildiğin bir sığınak, sense sağanak yağışın altında eziş büzüş; yine de sığınmaya çalışıyorsun bir umut. düşün şimdi, orada bir sığınak olmasa mı daha iyi hissedecektin kendini, yoksa böylesi daha mı iyi?
umut olunca şans ikiye bölünür. umudun olmadığı yer daha somut değil midir? sığınacak bir duvarın yoksa gözlerini yağmura dikip cesaret toplamaktan başka çaren yoktur. korkun bitince sığınmak bir tercih olacak sadece. koşa koşa gitmeyeceksin sığınağa. ıslanmak seni artık acıtmıyor olacak. sığınağın haline acıyacaksın hatta, birilerini korurken kendisinin nasıl da ıslandığına acıyacaksın. paylaşmak için olacak sonra o zor zamanlar. sığınak halinden memnunsa kusura bakma ama seni hiç mi hiç anlamayacak. "burada sıcacık oturmak varken bu deli yağmurun orta yerinde ıslanmayı tercih ediyor" olacak. bir daha soruyorum, orada bir sığınak olmasa mı daha iyi hissedecektin kendini, yoksa böylesi daha mı iyi?
anlaşılamamaktan yana bir kaygım kalmadı artık. yeterince ıslandım, daha da ıslanabilirim; korkum kalmadı. yine de bir sığınak, yağmurun yağacağını anladığında kapı dışarı ediyorsa sizi... kendisinin nasıl ıslandığını tek görecek olan sizsiniz. bir sığınak olsa ama sığındırmasa. başlatmayın öyle sığınağa.
elimde bir balta. tepemde sağanak. hata yine aynı hata, balta hem elimde hem boynumda.
bazı zor zamanlar sığınmak içindir. sağlam bir sığınak bulduysan sağanak ne kadar sürerse sürsün, ıslanmayacaksın ki. ama oldu ki sığınak sana kapılarını açmadı. orada en ince detayına kadar bildiğin bir sığınak, sense sağanak yağışın altında eziş büzüş; yine de sığınmaya çalışıyorsun bir umut. düşün şimdi, orada bir sığınak olmasa mı daha iyi hissedecektin kendini, yoksa böylesi daha mı iyi?
umut olunca şans ikiye bölünür. umudun olmadığı yer daha somut değil midir? sığınacak bir duvarın yoksa gözlerini yağmura dikip cesaret toplamaktan başka çaren yoktur. korkun bitince sığınmak bir tercih olacak sadece. koşa koşa gitmeyeceksin sığınağa. ıslanmak seni artık acıtmıyor olacak. sığınağın haline acıyacaksın hatta, birilerini korurken kendisinin nasıl da ıslandığına acıyacaksın. paylaşmak için olacak sonra o zor zamanlar. sığınak halinden memnunsa kusura bakma ama seni hiç mi hiç anlamayacak. "burada sıcacık oturmak varken bu deli yağmurun orta yerinde ıslanmayı tercih ediyor" olacak. bir daha soruyorum, orada bir sığınak olmasa mı daha iyi hissedecektin kendini, yoksa böylesi daha mı iyi?
anlaşılamamaktan yana bir kaygım kalmadı artık. yeterince ıslandım, daha da ıslanabilirim; korkum kalmadı. yine de bir sığınak, yağmurun yağacağını anladığında kapı dışarı ediyorsa sizi... kendisinin nasıl ıslandığını tek görecek olan sizsiniz. bir sığınak olsa ama sığındırmasa. başlatmayın öyle sığınağa.
elimde bir balta. tepemde sağanak. hata yine aynı hata, balta hem elimde hem boynumda.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)