* müziğin hissetmeyi kolaylaştırıcı bir etkisi olduğunu düşünürüm hep. bir yerde müzik eksikse hisler de biraz eksiktir. hissetmek daha zordur, hisleri yüzeye çıkarabilmek aynı şekilde zordur. ve tuhaf ama, hisleri derinlere gömmek de zordur.
* hayallerimden birisi geliyor son zamanlarda sık sık aklıma. gerektiğinde çantasına koyup sırtıma takabileceğim bir teleskop ve teleskop sırtımdayken beni istediğim yere götürebilecek bir araba. birkaç müzik cd'si ve gece. yalnızlıktan, karanlıktan ve karanlıkta yalnız olmaktan şimdiye kadar hiç korkmadım. o gecelerde de korkmayacaktım. birincisi, karanlıktasın ve seni görmek isteyen birileri olursa çaba göstermesi gerekecek. ikincisi, yalnızsın ve seni görmek isteyecek birileri olmayacak. kısacası, serbestsin ve bundan korkmamalısın. hayaller anlıktır, bir an için kurulur, gerisini önemsemez. o araba kim bilir ne dertler açacak başıma. o teleskop her seferinde yetersiz gelecek. o an, beni biraz daha küstürecek, ulaşamadıklarımı anımsatarak. "her ne olursa olsun, ..." bazen bu laf o kadar istekli çıkıyor ki ağızdan, o "an" harici bir şeyler düşünmek gereksiz kalıyor.
* araba. bu yaşa kadar sahip olmak istediğim şeylerden birisi oldu hep. ve ben mutluyken ne yapmam gerektiğini bilmiyorum, öğrenemiyorum. o kadar mutluyum ki şu günlerde, oturup ağladığım bile oluyor bu mutluluk için. böyle zamanlarda tehlikeli bir araç araba. nereye gideceğini bilmiyor ama gitmek istiyorsan, gitmek de kalmak da zordur. bir bakıma da işleri kolaylaştırdığı düşünülür; nereye gideceğini bilmiyorsan, nereye gittiğinin önemi yoktur. fakat bir nokta hep atlanır, bilmemek sorun burada. belli ki bilmen gerekiyor ama sen bilmiyorsun, bilemiyorsun ve bilmeyi önemsememekle bir hata yaptığını söyleyebilirim. mutluyken ne yapmam gerektiğini bilmek istiyorum, bunu önemsiyorum.
* çoğu zaman başkalarınca bana verilen değerin üzerimde öyle büyük bir elbise olarak kaldığını düşünüyorum ki. benim baktığım, görebildiğim, çıplak vücudum diyorum sonra. bu vücudu kat kat giysilerle sunuyorum başkalarına. pek çok kusuru örtmüş oluyor bu kat kat kalın giysiler ve o değerden biçilmiş elbise, bu kıyafetlerin üzerine tam oturuyor diyorum. çünkü ben birisine değer verirken böyle yapıyormuşum.
* çelişkili durumlarda ne yapacağımı da bilmiyorum. dinlemek istiyorum, anlamak istiyorum, en azından anlamak için çaba göstereceğimi biliyorum. anlatmak ister misin, işte onu bilmiyorum. anlatmaya değmeyecek çok şey var, görebiliyorum ama anlayabilmem için yine de anlatman gerekecek. boşa gitmeyeceğine dair bir garanti sunmak isterdim sana. anlatmak başını ağrıtacaksa tercihim hangisinden yana olmalı, anlamasam da olur mu, başın biraz ağrısın mı? anlamazsam olmayacak, başın da ağrısın istemem. seçimi sana bırakıyorum.
26 Mayıs 2012 Cumartesi
20 Mayıs 2012 Pazar
rüya evren
yine yeni uyanmış ve rüyamda neler gördüğümü hatırlamakla meşgulken cazip fikirlerden birisi daha düştü aklıma. rüya konusu düşünürken çıldırabileceğim sayılı konulardan. nereden geliyor, niye görüyoruz, hatta niye görebiliyoruz, vs. bu soruları düşünürken cevap bulamamak korkutuyor beni. bugün farklı bir şekilde, tam oturmuş haliyle bir düşünce içinde buldum kendimi. belki farkına vardığım yer rüyamdı, bilemeyeceğim.
bu düşünce için biraz paralel evren bilgisine ihtiyacımız var. boşluğu kaplayan sınırsız sayıda esnek silindir olarak tasvir edilebilir, çok çok küçük bir ölçekle bakarsak. bu silindirleri biraz daha yakından incelemek istersek bir hortumu gözümüzün önüne getirebiliriz. yoğun bir toz bulutundan oluşan bir spiral. evrenleri de birer zaman hortumu olarak kabul edebiliriz. hortumun oluştuğu sırada çevrede hissedilen şey güçlü bir esintidir. eğer bu hortuma kapılırsak esintinin hissedilenden daha şiddetli olduğunu anlarız. buna göre bu hortumun bir merkezi olmalı. ve eğer rüzgarla çevrili bir yerde bir merkez oluşacaksa burada hava boşluğundan söz edebiliriz. bir hortumun sabit şekilde var olabilmesi için çeşitli koşullara ihtiyacı vardır, yani durmadan devam edebilmesi için. bu koşullar sağlanırsa hortum durmaksızın devam eder. eğer böyle bir doğamız olsaydı, bu bizim algımıza "var olan" bir şey olarak gelecekti, bir felaketten ziyade. şimdi anlaşılır kılabilmek için hortumun sürekli bir nokta etrafında oluştuğunu, yer değiştirmediğini varsayalım. eğer tam o merkezde durursak hortumdan etkilenmeyiz. ancak atacağımız bir adım sonuçları bir hayli değiştirir. burada hortuma bir de dışarıdan bir gözle bakmamız gerekiyor. hortumun dışında kalan birisi için 1 adımlık mesafe çok önemli değildir ama kişinin 1 km yer değiştirmesi sonuçları değiştirecektir. merkezde ise bu 1 km'lik mesafe 1 adımlık mesafeye dönüşüyor. o yüzden çok daha büyük ölçeklerle düşünmemiz gerekecek. evreni de aynı şekilde bir hortum olarak düşünebiliriz. hortumun oluşması ve "var olan" bir şey halinde algılayabilmemiz için çeşitli koşullar gerekiyor olmalı ve şu an yaşayabildiğimize göre bu koşullar hala daha sağlanabilir halde demektir. içinde yaşadığımız evren, bir zaman hortumu. bu sebeple merkezden ne kadar uzaklaşırsak zaman da o kadar hızlı akmaya başlayacak ve dışarıdan bizi çevreleyen bir şey olarak gözükecek. ve bu zaman hortumunun merkezinde durabildiğimiz her an zaman yok olmuş olacak. ancak biliyoruz ki oluşan bir hortum sürekli aynı noktayı merkez edinmez. bu yüzden esnek de bir hortum. bilinen tüm gezenlerin belli bir -belki birkaç- yörüngesi var ve dönüyorlar. bu demek oluyor ki bulunduğumuz spiralin merkezinde duran hiçbir şey yok. belki henüz keşfedilebilmiş değiller. ya da bizler zamana sahip olduğumuz için bize gözükebilecek türden şeyler olmayabilir bu merkezde duran şeyler. bunlarla birlikte evrenin de bir yörüngesi olabilir. yörünge kabul edilebilecek kadar düzenli bir hareketi olmayabilir ama esnek oluşundan dolayı bir hareketi olduğu kesin. bizlerin bunu hissetmesi imkansız. dünyanın da bir yörüngesi var ve bu dönüş olduğundan çok daha hızlı gerçekleşseydi de bizim dünya üzerinde bunun farkına varmamız yine aynı şekilde ancak gökyüzüne bakarak olacaktı. eğer sahip olduğumuz atmosfer de bu hıza ayak uyduracak olsa, hissedeceğimiz dönüş yine şimdi hissettiğimiz dönüşle aynı olacaktı. gece-gündüz ayrımları olmasa, dünyanın sabit durduğunu, dönmediğini düşünmek ilk akla gelecek olan olacaktı. bu yüzden bu hortumun, bu spiralin hareketini gözlemlemek oldukça zor.
şimdi gelelim tüm bunların rüyayla alakasına.
genel olarak bir kaynaktan bilgi edinmeyi sevmem. yani aklımda oluşmuş hiçbir soru yokken, kitapların bana verebileceği hiçbir şey yoktur. önce kendim düşünmek isterim hep, kendim keşfetmek, kendim fark etmek, kendim ayrımına varmak isterim. eğer bir yerde tıkanmışsam ve bu beni rahatsız ediyorsa anca o zaman içimde araştırmak gibi bir dürtü oluşur. rüya konusu o kadar uçsuz bucaksız ki henüz düşündüklerim sonuç arar cinsten şeyler değiller. elbette sonuç arıyorum ama elde edeceğim bu sonuçlar esas sonuca ulaşabilmek için sadece birer soru olarak kalıyor. o yüzden rüya hakkında araştırmak gibi bir dürtü yok henüz içimde. keşfedemediğim o kadar çok şey var ki, bunu bir düzene oturtmak şu an için fazlasıyla zor benim için. bu anlatacağım sadece bir seçenek, yeni bir soru.
rüya süresinin zamanımızca kısa bir süre olduğunu hepimiz fark edebiliriz. ancak bunun yanında çok sayıda bilinmeyenimiz var. rüya ruhun bir gezintisi midir, zamanlar arasında bilgi akışını sağlayan bir şey midir, reenkarnasyonun sonuçlarından mıdır, paralel evrenler bağlamı mıdır, hatta gerekli bir şey midir... çok sayıda soru üretilebilir. eğer evreni yukarıda anlattığımız şekilde kabul edecek olursak, evrenin ve rüyanın bir birliktelik içinde olması gerekir. evrenin herhangi bir şeyi bizi rüya görmeye itiyor demektir. bu düşüncenin tersiyle, rüya görmemiz bir evrenin var olmasını sağlıyor olabilir ya da evrende bir şeyleri etkiliyor olabilir. en başında dediğim gibi, eğer çok küçük ölçeklerle bakacak olursak en azından bir tane esnek bir hortum göreceğiz. uzay bize ne kadar uçsuz bucaksız geliyorsa da bunu sadece hortumun içindeki alan olarak düşündüğümüzde, dışarıda kalan bir şeyler var olmalı mutlaka, bu zaman spiralinin dışında kalan bir şeyler. bunun için de dönüp kendi evrenimize bakmakta yarar var. bir gezegende yaşıyoruz, görebildiğimiz var olmuş ve sürekliliği olan her şey küresel bir yapıya sahip. buna dayanarak bir boşluğu milyonlarca benzer spiralle doldurabiliriz, bu sadece ne kadar yerimiz olduğuna bağlıdır. dediğim gibi uzayın bize böylesine uçsuz bucaksız gelişi, bu yerin kaç spirallik bir yer olacağını görmemizi imkansız kılıyor. ve elimizde rüyalarımız mevcut. bir hayattan daha fazla seçeneğe sahipler üstelik, bir bilince sahip değiller, sana ait olmak zorunda değiller. bugün bir durumla karşı karşıya kaldığın zaman bunu kendi fikirlerince, kendi kişiliğinin izin verdiği şekillerce düşünürsün. ancak rüyada böyle değil. bir kişilik söz konusu değil, bir bilinç söz konusu değil. bir varlık dahi söz konusu değil. bu da bize ufak bir ipucu sağlayabilir evreni ve rüyaları ilişkilendirebildiğimize göre. sadece bugün gördüğün rüyanın geçtiği bir mekan düşünürsen, milyonlarca mekan var edebilirsin. bu mekanlar sen istemesen dahi bir spiralin içinde bulunmak zorunda. belki aynı spiral içinde yüzlerce rüya yaşanabilir, sorun değil, demek istediğim evrenin tek olmadığı. en azından iki tane var olduğunu anlamak kolay bu yolla.
rüyayı görüntüye getiren bir şeyler var olmalı. buna ruh diyelim, başka bir şey diyelim, ne diyeceğimizin çok önemi yok. fakat bu üstün bir şey olmalı. bir insan olarak gücümüzün yetmeyeceği bir şey yapıyor olmalı. mesela bir şahinin gözlerine sahip olabilir, gözleri bir şahininkinden de keskin olabilir. bana bu yaklaşım sıcak geliyor. gerek mitolojideki kavramlar olsun, gerekse de kendi değerlerim olsun, sıcak geliyor. içimizde bize doğruları anlatan bir şeyler var. hiçbir zaman deneme-yanılma yöntemiyle yaşamıyoruz. bu yöntemle yaşadığımız şeyler sadece birer rastgelelik. bugün ben yataktan kalktığımda benim aklıma bu düşünceleri yerleştiren bir şeyler var olmalı ve bunları benim aklıma sokabildiğine göre benden daha fazla şey biliyor olmalı. belki senin kadardır bildiği diyeceksiniz ama bu öyle bir şey ki "ağzına bir parmak bal çalmak" deyimi karşılıyor bu durumu tam anlamıyla. o yüzden bildiği çok daha fazla şey olmalı diye düşünüyorum. işte bu var olan şey en başta demek istediğim üstün şey. ruh olabilir, üçüncü göz olabilir, sizin de önemsediğiniz bir şey bu. rüya sırasında olanların yaşandığı yerlere en azından gözüyle eşlik eden bir şey bu. bunu bir kamera gibi düşünebiliriz. orada kaydediyor ve rüya olarak aktarıyor. evet, kaydediyor. silinen, boşa giden, yoka dönüşen hiçbir şey yok. esasında bilinç de böyle bir şey ancak biz uyurken onu kısmi olarak kapatmış oluyoruz. ama bu bahsettiğimiz şey, her daim kaydediyor. ben şu an bunları yazarken o burada olmak zorunda değil, benim baktığım yere bakmak benim odaklandığım yere odaklanmak zorunda değil. ve bu şey tek bir şey olamaz. bu yüzden kişisel bir bağımız olmalı aramızda. bize uymak zorunda değil fakat ucundan bucağından bir yerinden bize bağıl. bunun için onu ruh olarak tanımlayabiliriz. biz uyurken de uyanıkken de o sürekli şekilde kayıt halinde. bizim zamanımızdan sıyrılabilmiş değil, bize bağlı kaldığı nokta da bu olmalı. zamanen bize bağlı ama diğer hiçbir şey onun gezintisine etki etmiyor. bu yüzden bu evrenin sarmalından kurtularak başka bir evrenin sarmalına girebilir, başka bir evrenin içinde bir şeyler kaydedebilir. bunları bize yansıttığı yer rüyalar diye düşünüyorum. rüyadalardaki zamanın kısalığı, olayların saçmalığı, türlü gariplikler, ne olursa olsun açıklanabilecek bir şey haline geliyor. yine en başta söylemiştim, hortumun şiddetini algılamak sizin nerede durduğunuza göre değişir. evrenin de bir zaman hortumu olduğunu söyledim. eğer ruh bu evrenin merkezinden uzaklaşırsa zaman bulutu çok daha şiddetli savrulur. ve eğer ruh bu evrenin dışına çıkarsa şiddetteki değişim de 1 adım ve 1 km farkı gibi olacaktır. yine eğer ruh başka bir evrene sızacaksa o zaman döngüsüne kapılacak demektir. ama zamanen bize bağlı kaldığı için bunu bize yansıtacağı şekil de bizim zamanımızca olmalı. yani gördüğümüz saniyelik rüyalar orada bir hayat uzunluğunda olabilir bu yüzden. bu, ruhun o anı nerede durarak kaydettiği ile alakalı. başka bir evrende yine aynı zamana sahip bir yerde durursa bu sefer anlık bir görüntü eşlik edecektir rüyamıza. derseniz ki bunun rüya süresiyle ne alakası var, bunun rüya süresiyle bir alakasının olduğunu düşünmüyorum. bunun uyku evreleriyle bir alakası olmalı. uyku bize daha uzun süre rüya görme fırsatı tanırsa ancak o zaman daha uzun süreli rüyalar görebiliriz. bunun için de başta biyolojimizi kaybetmemiz gerekir ki onu kaybetmeyi göze alacaksak düşünmek, üretmek anlamsız kalacak.
ruh dürttü beni, dedi bana bu kadar iş yükleme. tamam yapıyoruz da sen anlatınca çok şey yapıyormuşum gibi geldi, yoruldum, iki oturup dinleneyim şurda dedi. bi kahve yapayım.
bu düşünce için biraz paralel evren bilgisine ihtiyacımız var. boşluğu kaplayan sınırsız sayıda esnek silindir olarak tasvir edilebilir, çok çok küçük bir ölçekle bakarsak. bu silindirleri biraz daha yakından incelemek istersek bir hortumu gözümüzün önüne getirebiliriz. yoğun bir toz bulutundan oluşan bir spiral. evrenleri de birer zaman hortumu olarak kabul edebiliriz. hortumun oluştuğu sırada çevrede hissedilen şey güçlü bir esintidir. eğer bu hortuma kapılırsak esintinin hissedilenden daha şiddetli olduğunu anlarız. buna göre bu hortumun bir merkezi olmalı. ve eğer rüzgarla çevrili bir yerde bir merkez oluşacaksa burada hava boşluğundan söz edebiliriz. bir hortumun sabit şekilde var olabilmesi için çeşitli koşullara ihtiyacı vardır, yani durmadan devam edebilmesi için. bu koşullar sağlanırsa hortum durmaksızın devam eder. eğer böyle bir doğamız olsaydı, bu bizim algımıza "var olan" bir şey olarak gelecekti, bir felaketten ziyade. şimdi anlaşılır kılabilmek için hortumun sürekli bir nokta etrafında oluştuğunu, yer değiştirmediğini varsayalım. eğer tam o merkezde durursak hortumdan etkilenmeyiz. ancak atacağımız bir adım sonuçları bir hayli değiştirir. burada hortuma bir de dışarıdan bir gözle bakmamız gerekiyor. hortumun dışında kalan birisi için 1 adımlık mesafe çok önemli değildir ama kişinin 1 km yer değiştirmesi sonuçları değiştirecektir. merkezde ise bu 1 km'lik mesafe 1 adımlık mesafeye dönüşüyor. o yüzden çok daha büyük ölçeklerle düşünmemiz gerekecek. evreni de aynı şekilde bir hortum olarak düşünebiliriz. hortumun oluşması ve "var olan" bir şey halinde algılayabilmemiz için çeşitli koşullar gerekiyor olmalı ve şu an yaşayabildiğimize göre bu koşullar hala daha sağlanabilir halde demektir. içinde yaşadığımız evren, bir zaman hortumu. bu sebeple merkezden ne kadar uzaklaşırsak zaman da o kadar hızlı akmaya başlayacak ve dışarıdan bizi çevreleyen bir şey olarak gözükecek. ve bu zaman hortumunun merkezinde durabildiğimiz her an zaman yok olmuş olacak. ancak biliyoruz ki oluşan bir hortum sürekli aynı noktayı merkez edinmez. bu yüzden esnek de bir hortum. bilinen tüm gezenlerin belli bir -belki birkaç- yörüngesi var ve dönüyorlar. bu demek oluyor ki bulunduğumuz spiralin merkezinde duran hiçbir şey yok. belki henüz keşfedilebilmiş değiller. ya da bizler zamana sahip olduğumuz için bize gözükebilecek türden şeyler olmayabilir bu merkezde duran şeyler. bunlarla birlikte evrenin de bir yörüngesi olabilir. yörünge kabul edilebilecek kadar düzenli bir hareketi olmayabilir ama esnek oluşundan dolayı bir hareketi olduğu kesin. bizlerin bunu hissetmesi imkansız. dünyanın da bir yörüngesi var ve bu dönüş olduğundan çok daha hızlı gerçekleşseydi de bizim dünya üzerinde bunun farkına varmamız yine aynı şekilde ancak gökyüzüne bakarak olacaktı. eğer sahip olduğumuz atmosfer de bu hıza ayak uyduracak olsa, hissedeceğimiz dönüş yine şimdi hissettiğimiz dönüşle aynı olacaktı. gece-gündüz ayrımları olmasa, dünyanın sabit durduğunu, dönmediğini düşünmek ilk akla gelecek olan olacaktı. bu yüzden bu hortumun, bu spiralin hareketini gözlemlemek oldukça zor.
şimdi gelelim tüm bunların rüyayla alakasına.
genel olarak bir kaynaktan bilgi edinmeyi sevmem. yani aklımda oluşmuş hiçbir soru yokken, kitapların bana verebileceği hiçbir şey yoktur. önce kendim düşünmek isterim hep, kendim keşfetmek, kendim fark etmek, kendim ayrımına varmak isterim. eğer bir yerde tıkanmışsam ve bu beni rahatsız ediyorsa anca o zaman içimde araştırmak gibi bir dürtü oluşur. rüya konusu o kadar uçsuz bucaksız ki henüz düşündüklerim sonuç arar cinsten şeyler değiller. elbette sonuç arıyorum ama elde edeceğim bu sonuçlar esas sonuca ulaşabilmek için sadece birer soru olarak kalıyor. o yüzden rüya hakkında araştırmak gibi bir dürtü yok henüz içimde. keşfedemediğim o kadar çok şey var ki, bunu bir düzene oturtmak şu an için fazlasıyla zor benim için. bu anlatacağım sadece bir seçenek, yeni bir soru.
rüya süresinin zamanımızca kısa bir süre olduğunu hepimiz fark edebiliriz. ancak bunun yanında çok sayıda bilinmeyenimiz var. rüya ruhun bir gezintisi midir, zamanlar arasında bilgi akışını sağlayan bir şey midir, reenkarnasyonun sonuçlarından mıdır, paralel evrenler bağlamı mıdır, hatta gerekli bir şey midir... çok sayıda soru üretilebilir. eğer evreni yukarıda anlattığımız şekilde kabul edecek olursak, evrenin ve rüyanın bir birliktelik içinde olması gerekir. evrenin herhangi bir şeyi bizi rüya görmeye itiyor demektir. bu düşüncenin tersiyle, rüya görmemiz bir evrenin var olmasını sağlıyor olabilir ya da evrende bir şeyleri etkiliyor olabilir. en başında dediğim gibi, eğer çok küçük ölçeklerle bakacak olursak en azından bir tane esnek bir hortum göreceğiz. uzay bize ne kadar uçsuz bucaksız geliyorsa da bunu sadece hortumun içindeki alan olarak düşündüğümüzde, dışarıda kalan bir şeyler var olmalı mutlaka, bu zaman spiralinin dışında kalan bir şeyler. bunun için de dönüp kendi evrenimize bakmakta yarar var. bir gezegende yaşıyoruz, görebildiğimiz var olmuş ve sürekliliği olan her şey küresel bir yapıya sahip. buna dayanarak bir boşluğu milyonlarca benzer spiralle doldurabiliriz, bu sadece ne kadar yerimiz olduğuna bağlıdır. dediğim gibi uzayın bize böylesine uçsuz bucaksız gelişi, bu yerin kaç spirallik bir yer olacağını görmemizi imkansız kılıyor. ve elimizde rüyalarımız mevcut. bir hayattan daha fazla seçeneğe sahipler üstelik, bir bilince sahip değiller, sana ait olmak zorunda değiller. bugün bir durumla karşı karşıya kaldığın zaman bunu kendi fikirlerince, kendi kişiliğinin izin verdiği şekillerce düşünürsün. ancak rüyada böyle değil. bir kişilik söz konusu değil, bir bilinç söz konusu değil. bir varlık dahi söz konusu değil. bu da bize ufak bir ipucu sağlayabilir evreni ve rüyaları ilişkilendirebildiğimize göre. sadece bugün gördüğün rüyanın geçtiği bir mekan düşünürsen, milyonlarca mekan var edebilirsin. bu mekanlar sen istemesen dahi bir spiralin içinde bulunmak zorunda. belki aynı spiral içinde yüzlerce rüya yaşanabilir, sorun değil, demek istediğim evrenin tek olmadığı. en azından iki tane var olduğunu anlamak kolay bu yolla.
rüyayı görüntüye getiren bir şeyler var olmalı. buna ruh diyelim, başka bir şey diyelim, ne diyeceğimizin çok önemi yok. fakat bu üstün bir şey olmalı. bir insan olarak gücümüzün yetmeyeceği bir şey yapıyor olmalı. mesela bir şahinin gözlerine sahip olabilir, gözleri bir şahininkinden de keskin olabilir. bana bu yaklaşım sıcak geliyor. gerek mitolojideki kavramlar olsun, gerekse de kendi değerlerim olsun, sıcak geliyor. içimizde bize doğruları anlatan bir şeyler var. hiçbir zaman deneme-yanılma yöntemiyle yaşamıyoruz. bu yöntemle yaşadığımız şeyler sadece birer rastgelelik. bugün ben yataktan kalktığımda benim aklıma bu düşünceleri yerleştiren bir şeyler var olmalı ve bunları benim aklıma sokabildiğine göre benden daha fazla şey biliyor olmalı. belki senin kadardır bildiği diyeceksiniz ama bu öyle bir şey ki "ağzına bir parmak bal çalmak" deyimi karşılıyor bu durumu tam anlamıyla. o yüzden bildiği çok daha fazla şey olmalı diye düşünüyorum. işte bu var olan şey en başta demek istediğim üstün şey. ruh olabilir, üçüncü göz olabilir, sizin de önemsediğiniz bir şey bu. rüya sırasında olanların yaşandığı yerlere en azından gözüyle eşlik eden bir şey bu. bunu bir kamera gibi düşünebiliriz. orada kaydediyor ve rüya olarak aktarıyor. evet, kaydediyor. silinen, boşa giden, yoka dönüşen hiçbir şey yok. esasında bilinç de böyle bir şey ancak biz uyurken onu kısmi olarak kapatmış oluyoruz. ama bu bahsettiğimiz şey, her daim kaydediyor. ben şu an bunları yazarken o burada olmak zorunda değil, benim baktığım yere bakmak benim odaklandığım yere odaklanmak zorunda değil. ve bu şey tek bir şey olamaz. bu yüzden kişisel bir bağımız olmalı aramızda. bize uymak zorunda değil fakat ucundan bucağından bir yerinden bize bağıl. bunun için onu ruh olarak tanımlayabiliriz. biz uyurken de uyanıkken de o sürekli şekilde kayıt halinde. bizim zamanımızdan sıyrılabilmiş değil, bize bağlı kaldığı nokta da bu olmalı. zamanen bize bağlı ama diğer hiçbir şey onun gezintisine etki etmiyor. bu yüzden bu evrenin sarmalından kurtularak başka bir evrenin sarmalına girebilir, başka bir evrenin içinde bir şeyler kaydedebilir. bunları bize yansıttığı yer rüyalar diye düşünüyorum. rüyadalardaki zamanın kısalığı, olayların saçmalığı, türlü gariplikler, ne olursa olsun açıklanabilecek bir şey haline geliyor. yine en başta söylemiştim, hortumun şiddetini algılamak sizin nerede durduğunuza göre değişir. evrenin de bir zaman hortumu olduğunu söyledim. eğer ruh bu evrenin merkezinden uzaklaşırsa zaman bulutu çok daha şiddetli savrulur. ve eğer ruh bu evrenin dışına çıkarsa şiddetteki değişim de 1 adım ve 1 km farkı gibi olacaktır. yine eğer ruh başka bir evrene sızacaksa o zaman döngüsüne kapılacak demektir. ama zamanen bize bağlı kaldığı için bunu bize yansıtacağı şekil de bizim zamanımızca olmalı. yani gördüğümüz saniyelik rüyalar orada bir hayat uzunluğunda olabilir bu yüzden. bu, ruhun o anı nerede durarak kaydettiği ile alakalı. başka bir evrende yine aynı zamana sahip bir yerde durursa bu sefer anlık bir görüntü eşlik edecektir rüyamıza. derseniz ki bunun rüya süresiyle ne alakası var, bunun rüya süresiyle bir alakasının olduğunu düşünmüyorum. bunun uyku evreleriyle bir alakası olmalı. uyku bize daha uzun süre rüya görme fırsatı tanırsa ancak o zaman daha uzun süreli rüyalar görebiliriz. bunun için de başta biyolojimizi kaybetmemiz gerekir ki onu kaybetmeyi göze alacaksak düşünmek, üretmek anlamsız kalacak.
ruh dürttü beni, dedi bana bu kadar iş yükleme. tamam yapıyoruz da sen anlatınca çok şey yapıyormuşum gibi geldi, yoruldum, iki oturup dinleneyim şurda dedi. bi kahve yapayım.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)