taksim'de oturmuş otobüs beklerken, önümüzden 2 tane böcek geçiyordu. hamam böceği değildi. daha hızlı hareket edebilen bir böcekti. hamam böceğinden de daha parlak gözüküyordu. tam birisine odaklanmış bakıyordum ki, bir kız neyin üzerine bastığını anlamadan geçiverdi önümüzden. böcek ters dönmüş, can çekişiyordu. diğeriyse uzaklaşmaya çalışıyordu oradan.
bu olayın üzerine dönüşüm'ü okumaya başlamam, aklıma o böcekten başka bir şey getirmiyordu. gregor samsa, bir gün uyandığında öyle bir şey olmalıydı. o böceğe odaklanarak hayal ediyordum tüm satırları.
bugün tuvaletin kapısını araladığımda da karşılaştım aynı böcekle. bu sefer; o, gregor samsa'ydı. öldürdüm onu. ilaçtan canı yanmış olacak ki sırtını yere verdi, çırpındı çırpındı... anlaşmamızı kabul etmedi ama ben yine de birkaç fıs daha sıktım üzerine. çabuk ölürse hem zorlanmayacaktı hem de beni kurtaracaktı. yenildiğini anlayana kadar çırpınmaya devam etti...
19 Temmuz 2010 Pazartesi
10 Temmuz 2010 Cumartesi
ekvatordaki güneşin ardında kalmak gibiydi kutuplarda gün ışığı görmek. şapkasının siperi yoktu gözlerini koruyacak. sadece soğuk alnını karışlamasın diye çekiyordu o bereyi kaşlarına kadar. sarı rengi unutuyordu gözleri, diğeriyse griye hasret kalmışçasına bakıyordu ışığa. bir gün yolları kesişecekti orta bir noktada, habersizce yaşıyorlar...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)