24 Eylül 2017 Pazar

aklım karışıyor. aklım zaten her şeye otomatikman karışıyor ama bu sefer farklı.
şüphe. bilinmeyen her detayda gizli.
korku. alışılmışın dışına çıkamamak en büyük korku. milyonlarca farklılık içerirken aynı sonlara doğru yol alması hayatın. alıştık. sanki çok gücümüz varmışçasına farklı sonlar istemek artık. nasıl bir istekse, bir 'son' bile istememek hatta. öylesine alıştık. öylesine korkuyoruz. öylesine...
sevgi ölesiye masum yine de. ellerimden taşıyor. taşıyor, yer gök sevgi oluyor da ellerimdekiler tükenmiyor.
özlemek. türkçe'nin bir hatası kabul ediyorum bu fiili. özlemek asla tek taraflı olmamalı bence, özleşmek olsun onun adı. kendi kendime konuştuğum gibi kendi kendime de özleşirim yeri geldiğinde. yeter ki tek taraflı bir eylem gibi hissettirmesin kendini.
kalbim de karışıyor neticede. kalbim zaten bu işin sorumlusu, en yetkili kişisi; karışmazsa olmaz ama şimdi o da farklı karışıyor sanki.

ne düşüneceğimi, ne hissedeceğimi bilmiyorum. aslında sorun bu bilinmezlik değil. aynı anda birbiriyle çakışan, zıt yöne giden düşüncelerin ve hislerin arasında kesişim noktası olmak sorun olan. bu hislerin-düşüncelerin hangilerine kucak açmam gerektiği belirsizliği sorun olan. alışılmış yolları yürümekten sıkıldığıma cazip geliyor kalbimden geçen bazı hisler. sanki önümde üç dolu bardak var, ikisi su birisi asit dolu. gidip asit dolu olanı dökmek gibi ellerime. kucaklarsam bu hisleri canım acıyacak yani. ve bir şekilde -muhtemelen zamanla- aynı sonlara doğru yol alacak. canım acıdığıyla kalacak. o kadar çok acı var ki hangisine bağışıklık geliştireceğini şaşırmış canım, bir de bunun için acıyacak. hak edilmiş olsa problem etmeyeceğimi bilirsin. öyle bir şey ki işte, hak edilecek olsa zaten canım acımayacak. her bardak su dolu olmayacak belki yine de ama ellerime asit dökmekten kaçamayacağımı bilmek bana ilaç olacak.

güvenmekte zorlanacağımı çok iyi biliyordum, bu yüzden sıkıntı değil. kafamdan üç-beş roman çıkacak kadar kuruntu yapacağımı da biliyordum, severim çünkü senaryoları, bu da sıkıntı değil. ama önüne geçememek kalbimin... verilecek sevgiye bir terazi bulamamak o anda... ekonomistler bu işe bir el atsaydı dünyanın en değersiz şeylerinden biri de sevgim olurdu herhalde. yer gök sevgi oluyor diyorum, ellerim kaynak gibi. dünyanın en güzel doğa olayı bana kalırsa. ben önüne geçemezken kalbimin, önüne duvarlar örmek bu sevginin... en güzel doğa olayına en güzel tedbirleri almak...

diyecek bir şey bulamıyorum.