30 Ekim 2013 Çarşamba

böyle iyi mi?
görüntü açısından soruyorum.

hayatıma, hayatlarımıza yön veren tek şeyin sıkıntı olduğunu düşünmeye başladım iyiden iyiye. sıkıldıysan bırakıyorsun, er ya da geç, güç ya da değil. daha net bir şey görmüyorum. böyle iyi mi? bana soracak olursan... benim bu gerçeklik arama ihtiyacım nereden geliyor? ve neden giderilemiyor? günün birinde bedenime çarpıp beni sarsacak gerçeğin bir tır olmasından çekiniyorum. depremden kaçarken tsunamiye yakalanan adamın boğazına balık kaçması gibi bir şey olur bu benim için. imkansızlığı bilirken neden bir yanımız bekleme taraftarı?

kasım geliyor sizi gidiler. ben bu ilişki işlerinden hiç anlamıyorum. biz ne arayıp geziyoruz? ne aradığımızı bilmeden geziyoruz. hemen başlama ordan ben biliyorum, o senin sorunun diye. senin de sorunun bu. hadi diyelim biliyorsun, bulabilecek misin? hadi tamam buldun, sahiden mi buldun lan, yeme bizi. bu duygusallığımız neremizden çıkıp geliyorsa oraya ketçap sıkmak istiyorum afedersin.

eternal sunshine of the spotless mind'ın hayatımıza uyarlanmasını istesem, isteme sebebim yeniden aynı şeyi yaşabileceğimize dayanırdı. unutmayı istemek benlik bir şey değil. hele hele hafızamdan bir şeylerin silinmesini istemek... ben bu yüzden ben değil miyim?

birisini iyi hissettirsin diye kendi canımızı yakabiliyoruz bazen. yani bu genellikle soyutluk üzerine oluyor yaşantımızda ama o gün neden elimi eriyik muma daldırmıştım, hala düşünürüm. kendi acından vazgeçip benimkisiyle ilgilen diye mi? bence sadece kendi acından vazgeç diye. bazen benzer surat ifadesi yeterli gelmiyor.

kafama çok takılan, hatta zaman zaman nefes almaktan bile alıkoyan, elbet çözümü olan ama o çözümünü henüz bulamadığım şeyleri anlattığım zaman karşımdakinin geçiştirmeye olan merakını kurcuklamak istiyorum. öyle bi his işte, sövmeye niyetlensem dilim dolanacak.

40 gündür istanbul'dayım ve 40 gündür evdeyim. kimseyle yüz yüze görüşmüş değilim. derviş bakkalı (pis derviş), emlakçıyı ve şok poşeti veren diasa çalışanlarını kimseden saymıyorum. ne yaptığımı bilmiyorum. sanırım kafamca bir deney ama neyi gözlemlediğim hakkında en ufak bir fikrim yok. maddiyatsızlığa yormak işin kaçış yolu mu, ona da kafamı çok yormuyorum.

gece her şeyden daha derin. durup durup çakmağı çakıp ateşine bakıyor ve anlam arıyorsan çok daha derin. bu derinlikte bir şey bulman imkansız, boyun taş çatlasa iki metre. bu işler neden geceye bırakılır ya da neden gece bu işleri başımıza açar bilmesem de ateşin varoluşu cezbediyor.