14 Ağustos 2013 Çarşamba

...

bir yerdeyiz. bugüne kadar gördüklerimin en güzellerinden günbatımı. esiyor, ama kolların vücudumda geziyor, ister fırtınalar kopsun. aslında korkacağım kadar yüksekteyiz. ayaklarımı aşağı salmış sallıyorum bile. üstelik elimde bira şişesi. yanaklarım acıyor biraz, surat ifademi değiştirememekten. saçlarım gözlerime uğruyor arada, bugün beni sinirlendiremezsin rüzgar, boşuna uğraşıyorsun. parmakların alnımı tarıyor. gözlerine bakıyorum ve kendi gözlerimi hayal ediyorum. gülümsediğinde dudaklarına kayıyor gözüm, ama neden bilmiyorum öpmemek için kendimi tutuyorum. ve yakalıyorum, ara ara taklit ediyorsun beni. sanırım benim kadar şartlamıyorsun kendini, dudakların saçlarımda birleşiyor. ben de şartlıyor muyum kendimi, anlamıyorum gerçi. bunu anlamaya ayıracak vaktimin olmadığını düşünürken, dahası güneş usul usul parlaklığını yitirirken, geçmiyorsun işte. buradasın. buradayım. geriye kalan her şey rutinine devam ederken. gözlerimde şaşkınlık alameti yaşlar... işte, yine taklit ediyorsun. ağlamak denir mi buna, emin olamıyorum ama, ağlıyoruz kelimelere güvenmeden. sormadan, cevap beklemeden. ellerin kaldırıyor başımı, dayanamadıkları belli. sayılıdır, ruhum bedenimden daha fazla yer kaplıyor o an. yüzüme dokunuyor gibi gözüküyorsan da ruhumun bir parçası ellerini tanımış oluyor. kokunu daha çok hisseder oluyorum. normalde duyularımızın körelmesi gerektiğini bilirken. aldığım nefesler en az cennet kadar güzel bir yerden geliyor. ve verdiğin nefesler... parmak uçlarındaki şefkati hissetmemek mümkün değil. hak ettiğini düşündüğümden daha fazlasını hissettirmek geçiyor içimden. ama altta kalmıyorsun ki hiç, ne yapacağımı şaşırttırıyorsun bana. "hep böyle gül, olur mu?" kalp atışlarını duyuyorum.

geçmiyor, gitmiyor, bitmiyor.