eğdiğim başım, bükülen belim, birbirine dolanan elim ayağım beni resmen omurgasızlar sınıfına davet ediyor. ama yoo, insanlık yapışık bir şey, kurtulamıyorsun öyle ha deyince. haydi sıkıyorsa dik başını? ya da doğrult belini? kimliğimden "baba adı" kısmını çıkartmak istiyorum. sonra bakıyorum ki kimlik dediğin şey bir babanın adından ibaret aslında. baba demeye artık dilimin zor vardığı bir adam. adam mı? ama beni var etmiş bir yarım.
vazgeçmek, izin vermek demekmiş. halbuki başından beri karşı çıktığın, tammül edemediğin, müsamaha gösteremediğin şeyler bunlar. ya da savunduğun, aksini iddia edemediğin, kanatlarını üzerine gerdiğin şeyler. ama nokta öyle bir nokta ki kollarını açıp gözlerini kapayıp "kim gelcek, kim gelcek" demek gibi. vazgeçmişsen, boynuna sıkı sıkıya sarılacak olanın önemi yitip gitmiş çoktan. şans eseri, o paylaşmaktan kıskandığın hayalin çıkagelse bile. eyvah ki ne eyvah, burnum da kıvrılır olmuş!
ufakça bir poşetin içine heves üfürüp arkandan gizlice o poşeti patlatan insan benim için baba. bana hiçbir umut bırakmayan... merak ediyorum, bir gün bu dünyadan göçüp gittiğinde pişman olacak mıyım bu söylediklerim için. muhtemelen olacağım, çünkü insanlar "baba" dediğinde ben çok farklı şeyler düşünüyorum, bu yazdıklarımdan çok uzak. bir gün olsun babalığını görebilecek miydim acaba, sanırım daha çok bunun için pişman olacağım.
keyif ne demekti?
7 Haziran 2013 Cuma
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)