26 Kasım 2010 Cuma

kendini sev, ne giyersen giy.

20 Kasım 2010 Cumartesi

birbirimizi suçlayarak bir yere varamayız.
kimin ne yaptığı pek de umrumda olmaz açıkçası. belki de daha çok önemsediğimden, diyecek kelime bulamıyorum. çünkü siz sinirden çıldırmış birisinin damarına basmaya devam ederseniz, bir insan olarak karşınızda bir insan beklemeye hakkınız yoktur. ne kadar sakin bir yapıya da sahip olsanız damarınıza basılması sizin de hoşunuza gitmeyecek bir şeydir. sizin de vardır insanlığı bıraktığınız anlarınız, yapmayın. işte bu yüzden insanlar hakkında fazlasıyla önyargımız var. "x y'ye ne demiş, duydun mu?" peki y ne yapmış? aslında kimsenin bir şey yapmasına da gerek yok, yapacaklarımıza sebep olan diğer etkenler var. en çok da psikolojik boyutu işin. kimin ne durumda olduğunu bilmeden saldırmaya odaklanarak yaklaşımımızdan bu bizim. bizim derken, tüm insanlığın. ters bir tepki de ağzımızı açtırmaya yetiyor ve almamız gereken özürü artık gelmez duruma kendimiz getiriyoruz. bu tür durumlar özür beklemek için sakıncalıdır. hatta biz özür dilenmesini beklerken bizim özür dilememiz bile gerekiyor olabilir. özür dilemek ne kadar küçüklük göstergesi gibi yansıtılmışsa da bu bizim yaşamımızın güzelleşmesi için gerekli bir şey. evet, her şey için özür dileyebiliriz. bu bizim kalbimizi yumuşatacak bir şey sadece. öncelikle kendisinden özür dilendiği için ego tatmini yaşayan insanlarımızı yitirmeliyiz. özür dilemeyi bildikçe öğrenecekler, bunun aslında egodan ne kadar uzak bir şey olduğunu, ne kadar içten olduğunu. bu özür konusu önemli bir şey, daha kapsamlı haliyle de saygı.

oluyor ya, arada hepimizin hayvani duyguları ön plana çıkabiliyor. "hayvan" kelimesi -en azından beni- rahatsız eden bir kullanım. dünyamızdaki canlı çeşitliliğini kabaca gruplara ayırdığımız için. bir yunus kadar zeki olduğumuz da oluyor, bir köpek kadar sadık, bir kedi kadar nankör... ya da eğer buzdolabına benzer bir yanımız olsaydı arada buzdolabılığımız da tutabilirdi. hayvani duygular, duygularımızın çok da ön planda olmadığı hareketlerimizdir aslında. yavrusunu diğer hayvanlardan koruyan annenin gidip başka bir hayvanın yavrusunu av olarak seçmesi gibi. işte bazen hepimiz bu tür hareketlerde bulunabiliyoruz. bu hiç de yanlış bir şey değil. yanlışımız, sanki bizim başımıza hiç gelmemiş gibi düşünmekte. empati yeteneğimizde. gözümüzle gördüğümüz bir şey bile bize yargılama hakkını veremez. bu yüzden hiçbir siyasi savunmam da yoktur. ayrıca bilirim ki, konuşmayı bilen her insan her konuda kendini haklı çıkarabileceğini bilir. ister çok konuşup yıldırarak, ister iki kelimeyi yerli yerine oturtarak. "ama x y'ye böyle yaptı", yapabilir. yeri geldiğinde hepimiz bu tür şeyleri yaparız çünkü. az kişi duyar, az kişi görür, az kişi konuşur. olayın içeriğini saptırmadan anlatacak birilerine ihtiyacımız var, tarafsızlığı öğrenmeliyiz. olduğumuz taraftan bahsetmiyorum, elbette herkes özgürdür bu konuda. sadece, insan gördüğü bir olayı aktarırken kendi tarafından uzakta durmalıdır. yoksa yaptığı ego tatmininden başka bir şey olmayacaktır.