son zamanlarda davranışlarını kafama taktığım bir insan var. hem de yanıbaşımdan birisi: babam. ona karşı ne hissettiğimi anlayamıyorum şu an. her akşam, televizyonun karşısında hiç kalkmadan yatışına şahit oluyorum. amaçsız bir şekilde öfkeleniyorum. her sabah kahvaltıdan sonra yaktığı sigarayı gördüğümde.. öyle yüklü bir öfke ki, onu dinlemek bile isteyemiyorum daha sonra. tüm iyi niyetini kullanarak söylediği şeyde bile zıtlaşabiliyorum onunla. babam olmasını istediğim adam değil o. belki bir yanı öyle ama olumsuzlukları, olumlu yanları süpürüp götürüyor. onu sevemiyorum...
daha önceleri sözlüğe yazdığım bir şeyi buradan da paylaşmak istiyorum.
başlık: babadan nefret etmek
anlık bir nefrettir. yılların sürükleyip getirdiği sevgisizliklerin patlama halidir. o nefret anı geçince zaman gerekir eskisi kadar sevmeye..
küçükken isteklerimi yerine getirmek için can atardı. bir şey isteyip de yapamadığında yüzü asılırdı hemen. sırf o yüzü öyle üzgün görmemek için yapıp yapamayacağını düşünerek isterdim her şeyi. akşam, zili çaldığında koşa koşa giderdim kapıya. gözlerinin içine bakardım; sarılsın, öpsün, halimi hatrımı sorsun diye. kucağına atlamak isterdim de yapamazdım hiç. sanki ben sarılsam o ayıracakmış gibi hissetmekten yapamazdım. ses etmezdim, öylece seyrederdim kapıdan girişini. getirdiği çikolatalarla anca güç bulurdum öpmek için. zaman geçtikçe kapıya koşmamaya başladım. o da artık çikolata getirmiyordu üstelik. büyüyorduk biz ve o yaşlanıyordu.
sonraları her şeye karışan bir insana dönüşüvermişti. haklıydı elbette. yapılmaması gereken şeyler için hep uyarırdı. yaptığımda bir şekilde cezalandırıp tepkisini koyardı ortaya. ufaktan ufaktan kızgınlık duymaya başlamıştım. kucaklamaktan korktuğum bir insanın cezalarına uymak ağır geliyordu bir yandan. aldırmıyordum çok da. nasılsa kızgınlığı geçiyordu ve nasılsa cezanın bir süresi oluyordu ve zaman durmadan ilerliyordu.
ilerleyen zaman benimle birlikte onu da değiştiriyordu. bunu böyle düşünen sadece ben değildim, buradan anlıyordum onun da değiştiğini. sık sık aile kavgalarına şahit olmaya başlamıştım. evi terk etmek istediğini söylemişti bir keresinde. gitmesin diye saatlerce ağlamıştım bir köşeye çekilip. ağlamam da fayda etmiyordu, hala bağrışmalar sürüyordu. o an da sarılmak istemiştim sıkı sıkı, yine yapamamıştım ve bu sefer öfke de vardı içimde: terk edecekti bizi. biraz ortalık durulur gibi olmuştu, anneme dönüp "sırf bu çocuğun hatrına kalıyorum." diyip oturuvermişti koltuğa. üzülmeye devam mı etmeliydim, sevinmeli miydim bilememiştim. yine de ağlamayı bırakıp ben de oturmuştum bir koltuğa. kimse ağzını açmıyordu, benimse hiçbir zaman zaten cesaretim olmamıştı. o günü de atlatmıştık.
terk edip gidememenin acısını bizden çıkarmaya başlamıştı sanırım daha da sonraları. benim için kaldığını bildiğimden tek bir şey olsun isteyemez durumdaydım. belki farkındaydı, belki değildi. o an bunu düşünmemiştim.
sonra "hikayenin sonunu siz getirin" diyen bir öğretmenin öğrencilerine kalmış sanırım bu nefret anı. babalık görevlerinden sıyrılmış bir insan oluştuysa karşınızda elbette ki zaman nefreti getirecektir. siz bir kıyıda usul usul derdinize ağlarken kalkıp size susmanız için bir tokat attığında ve o güne kadar hiç kanamamış burnunuz o tokat sayesinde kanadıysa o an sevilesi yanı kalmamıştır artık o insanın. "gitme" demiş olmanın cezasıdır belki bu. o andır işte babadan nefret etmek. zaman nefreti silecektir. belki hala sevmeyeceksinizdir ama nefretinizi götürecektir. geri gelmesi ise tamamen babanın elinde. evi otel odası gibi kullanmaya başladıysa eğer ve sizi karşısında garsonu gibi görüyorsa geri gelmemesi için sebep bulamazsınız. evde susuz kalmış, aç yatmış olmanız onu ilgilendirmiyorsa sevilecek ne yanı kalmıştır?
sanırım o baba artık sadece bir insan olmuştur. kendine yaşayan birisi... böyle yapan bir insana baba diyebilmek gelmiyor içimden. bir baba sadece kendine yaşayabilir mi? yine de gelmiyor içimden babadan nefret etmek demek. bir babaya nefret duyulabilir mi?
belki çok kişisel düşünüyorum ama sizin de sadece bir tane babanız yok mu?
31 Temmuz 2009 Cuma
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)