bugünlük sınavları bitirmiş bulunmaktayım. malesef yarın da var... çok yorucu oluyor. tramvayla gidip geliyorum üstelik. dün gece uyuyamadım zaten. bugünden bu kadar yorulduğumu hissederken yarını düşünemiyorum bile. geçen sefer de, pazar gecesi acile gitmek zorunda kalmıştık. umarım bu sefer öyle olmaz. neden bu kadar yorucu olduğunu anlayamadım. hava da tam sıcak olacak günü bulmuş. sevmiyorum sıcağı!
dün de afyon'daydık. abimlerin kep atma törenleri vardı, ona gittik. dün gidip dün geldik. biraz da yollarda yorulmuştum... bu arada artık beni yol tutuyor sanırım. "yol tutması" neyse artık işte... özellikle bir şey okuyorsam çok kötü oluyorum. aynısı istanbul'a giderken trende de olmuştu. dün de oldu. zaten son zamanlarda yaptığım yolculuklar bunlardı. gezmeyi seviyorum. -karışan olmadığı sürece-
yine dün, abimin kız arkadaşı da bizimleydi. arabayı da abim sürüyordu. annemin "yavaş git oğlum" uyarısına kulağım o kadar alışmış ki sanki hiç demiyormuş gibi hissediyordum. ama dün yenge adayımız da "yavaş git" diyince duraksadım bir an. sanki yıllarca duymamışım gibi saçma geldi. oysa her yola çıktığımızda annem de söyler bunu. şoför koltuğunda kim varsa cevap değişmiyor yalnız: "şoförün işine karışılmaz!" bence de. ne gerek var ki? ehliyeti olan oysa, direksiyonu ona emanet ediyorsak neden böyle bir uyarıya ihtiyacı olsun ki?! gittiği hızı bilmeyecek kadar tecrübesizse, o zaman da anlamı yok zaten o uyarının. o ehliyeti ona kim vermiş, o zaman da bunu düşünmek lazım. araba kullanmayı seviyorum. bu zamana kadar sayılı kez oturmuş olsam da direksiyon başına, seviyorum. hatta buraya da not düşmek istiyorum:
arabayı 10 saatte anca park edebilen hatta hiç park edemeyen kadın sürücülerden olmayacağım!
olacaksam, sürücü olmamın da anlamı kalmaz yoksa benim için. hatta araba yarışlarına da bir ilgim var. küçüklükten gelen bir ilgi yine bu da. -bilime olan ilgim de o zamanlardandı.- her pazar sabahı ntv'de formula 1 yarışlarını seyretmek... şimdi tv'nin düğmesine bile dokunmuyorum. "rallici olucam ben!" diye gezdiğimi hatırlıyorum hala. bütün bu ilgi alanları, belki de içimdeki o "erkek olma isteği"nden oluşuvermişti o zamanlar. ya da "sadece erkeklere mahsus mu?" düşüncemdendir. bu konuya çok takılmıştım çünkü küçükken. ama hangisi sebebi oldu, hangisi sonucunu getirdi, kararsızım. o zamanlardan gelen bir isteğim yine: oğlumun olması. kendimdeki duyguları ona aşılamak istemiştim belki de. ve daha rahat bir insan olacağını düşünmüştüm hep, erkek olarak. ne yazık ki bu bizim elimizde değil. (bu cümleyi ben mi kurdum?) ama bu istekten uzaktayım şu an biraz daha. evliliği bile kestiremiyorum; yapılmalı mı, yapılmamalı mı? her şeye rağmen, yine de bir gün çocuğum olacaksa erkek olsun!
16 Mayıs 2009 Cumartesi
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)